Garip ticaretler kulubü fantastik polisiye türünde altı hikayeden oluşan bir kitap. Fantastik hikaye türlerine yabancı biri olarak bu kitap büyük beğenimi kazandı. Kitap Sherlock Holmes’tan bildiğimiz, analitik zekasıyla delilleri toplayıp sanatsal  ve tiyatral bir edayla onları birleştiren dedektif imajını ters yüz ediyor. Zira hikayelerimizin akıllı dedektifi Rupert, hayatın mantık üstü/mantık dışı ve şiirsel yanlarını gözden kaçırıp her olayda yanılıyor. Kardeşi Basil ise kitapta bu durumu şöyle ifade ediyor: “Bilhassa duygusuz ve berrak muhakemesi onu her zaman yanıltır Fakat şairliği aniden gelip onu daima doğru yöne götürür.”

Bu, bizim yüzümüze yine Basil’in ağzından ifade bulan “Gerçeğin kurgudan daha acayip olması bir gerekliliktir çünkü kurgu insan zihninin bir ürünüdür, onun için de ona daha makul gelir. Gerçek hayatın ise makûlluğu göz önünde bulundurmak gibi bir zorunluluğu yoktur.” Postulatını çarpıyor.  Bu postulat bence kitaptaki bütün hikayelerde işlenen esas fikir. Aslına bakarsanız bu da garip bir durum doğuruyor. Çünkü kitapta olan biten mantık dışı gariplikler gerçek hayatta olan şeyler gibi işlenip  gerçek hayatın her zaman makul olmayabileceği mesajını verirlirken aslında biz okur olarak zaten kitapta anlatılanların gerçek hayatta değil kurgu dünyasında gerçekleştiğini biliyoruz. Ama eğer kitapta olan bitenlerin ne kadar garip olsa da aslında makul olduğunu kabul edersek  o zaman postulatı haklı çıkarabiliyoruz.(“çünkü kurgu insan zihninin bir ürünüdür, onun için de ona daha makul gelir.”)

Ayrıca satır aralarını iyi okursak kitapta ilerleme, darwinizm, adalet, medeniyetin ne olup ne olmadığı gibikonuların da tartışıldığını görebiliriz. Örneğin Basilin ağzından dökülen şu sözlere bir bakalım: “Boş laf diye cevap verdi. Asla saygın bilim adamlarına söyleyeceğim bir laf yok fakat bilimsel olduğunu iddaa edip de aslında yeni bir dinden ama alışılmışın dışında nahoş bir dinden başka bir şey olmayan bu müphem popüler felsefeden şikayetçiyim. İnsanlar insanlığın düşüşünden bahsettiklerinde anlamadıkları bir gizemi konuştuğunu bilirdi. Şimdi sanki ne olduğunu anlamışlar gibi en güçlü olanın hayatta kalmasından bahsediyorlar oysa aslında  hiçbir fikirleri yok. Kelimelerin ne anlama geldiği konusunda süslü yanılgılara sahipler. Darwin hareketi felsefeyi felsefeye aykırı bir şekilde tartışmak yerine şimdi de bilim hakkında bilim dışı tartışılması dışında insanlara farklı bir şey sunmamıştır.”

Bu meyanda başka bir örnek ise gönüllü suç mahkemeleri. Kitabın son hikayesinde anlatılan bu mahkeme farklı, orjinal ve ütopik bir adelet anlayışını yansıtıyor. Bu mahkemelerde kanunlarla tesbit edilmiş suçlar yargılanmıyor. Bu mahkemelerde suçların arkasındaki toplumsal hayatı çıkmaza sürükleyen asıl suçlar yargılanıyor. Bencillik, kibir, zor durumda olanlara yardım etmeme, dedikodu ile insanların arasının bozmak, kötü niyet ve kin beslemek bu mahkemede yargılanan esas suçlar.  Özür dilemek, karanlık bir odada yanlız başına kalmak, dayak, Batı İskoçya dağlarında yolculuğa çıkmak bu mahkemenin verdiği cezalar arasında. Cezaları ise her suçlu kendi kendine uyguluyor. Cezayı kabul etmek ise kişinin kendi vicdanına kalmış. Böylece bu mahkeme tamamen vicdana sesleniyor, vicdanı harekete geçiriyor. Verdiği cezalarla durumları düzeltmeyi amaçlıyor.

Son olarak size tüm hikayelerin merkezindeki garip ticaretler kulubünden de bahsetmek isterdim ama sanırım bunu yapmak, yazıyı inceleme çerçevesinin dışına taşırmak  olur. Ayrıca daha fazla ipucu kitabı okuyacakların tadını da kaçırabilir. Bu yüzden  şunu söyleyip bitireyim, eğer fantastik polisiye okumak isterseniz ve daha önemlisi Bay Basil’i merak ettiyseniz bu kitabı okuyun.