Çağdaş Arap Öyküsünün Kısa Serüveni

 

Bilindiği gibi öykü batı kaynaklı bir yazı türüdür. İçinde pek çok anlatı geleneği barındıran Arap edebiyatı ise bu türü 19. Yüzyılda bazı Arap topraklarının Avrupalılar tarafından işgali ile başlayan yoğun temaslar neticesinde tanımıştır. Hem kültürel hayatın canlı olması hem de Batı ile en erken temas eden merkezler olmaları sebebiyle Kahire ve Beyrut bu edebiyatın ilk yeşerip serpildiği yer olmuştur. Bu dönemde Avrupa edebiyatına ait pek çok eser orijinal dilinden tercüme edilmiş, tercüme ile başlayan temas tercümeden taklide, taklitten ise özgün eserlere evrilmiştir. Böylece Arap edebiyatında ilk özgün öykülerin ortaya çıkması 1920’lere rastlamakta öykücülüğün gelişip yerleşmesi ise tüm 20. yüzyılı kapsamaktadır.  

Ortaya çıkan ilk eserler Fransız ve İngiliz edebiyatlarının da etkisi ile romantizm, sembolizm gibi pek çok akımdan izler barındırmaktadır.  Özellikle  Arap ülkelerinden Kuzey ve Güney Amerika kıtalarına göç edip yerleşen yazarların oluşturduğu Mehcer Ekolü, bu ilk eserlerde önemli bir pay sahibi olmuştur.  

Ancak 20. Yüzyılda tüm Arap dünyasını derinden etkileyen sorunlar, kısa sürede Arap öykücülüğüne gerçekçilik ve toplumcu gerçekçilik akımlarının hakim olmasına yol açmıştır. Çünkü Arap halklarının boğuştuğu sorunlar, o kadar büyümüş ve kolektif Arap ruhunda o kadar derin yaralar açmıştır ki; onları pek de rahat başka şeyler düşünemez hale getirmiştir. Öyle ki yaşanan sorunlar halkın hem temel duygularını hem de temel düşüncelerini inşa eder hale gelmiştir. Elbette Arap edebiyatçıları da bu durumdan payını almıştır. Zira 1950’lerin sonuna gelindiğinde  Arap Dünyasının içinde bulunduğu koşullar, romantizm ve sembolizm gibi akımlara gelişmek değil tutunmak için bile bir alan bırakmamıştır. Özellikle Filistin trajedisi pek çok şair ve yazarın sayılamayacak kadar acıları olan bir dünyadan; güzellik, doğa ve düş dünyasına kaçmasını artık utanılacak bir hale getirmiştir. Sonuçta yaşananların etkisi ile Arap aydını pek çok kere derin kimlik bunalımlarına ve zihinsel çıkmazlara sürüklenmiştir.

Ancak aslında Arap aydınını kendi varlığında kimlik sorgulamasına iten olgunun kökleri Araplarla kaderimizin ortak aktığı zamanlara ta 16. Yüzyıla dayanmaktadır. 16 yüzyılda Batı ve biz yani Osmanlı dünyası arasında bir dengeden söz etmek mümkündür. Fakat geçen yıllar boyunca Batı dünyası, Osmanlı etkinlik alanı etrafında okyanuslar üzerinden tamamlanan siyaseten ve iktisaden görünmez bir çember oluşturmuş, bu çemberin oluşturduğu basınç daha sonra Osmanlı dünyası tarafından karşılanamaz hale gelmiştir. Batının artan etkinliği ile beraber seyreden; aynı zamanda Batının iktisadi ve askeri gelişimine zemin hazırlayan Rönesans- hümanizm-aydınlanma süreci başlangıçta sadece maddi boyutları ile hissedilen bu basınç ve sıkışmayı giderek manevi alana taşımıştır. Bu uzun süreci yakın tarihteki olaylar izlemiş ve en sonunda geçen yıllar Arap zihni için buhranlarla dolu bir dünya meydana getirmiştir. En nihayetinde yaşanan kimlik bunalımları ve artan siyasal reform talepleri karşısında Arap mantalitesi birbiri ile uzlaşmaz pek çok grup doğurmuş, bu gruplardan sosyalist ve milliyetçi eğilimli olanlar artan Sovyet etkisi ve emperyalizm karşıtlığından beslenerek Arap edebiyatının hakim rengi haline gelmiştir.

Böylelikle 1950’lerde siyasi cinayetlerin, rüşvetin, istibdattın, yoksulluğun, ihtilallerin, savaşların, işgallerin, yenilmişlik duygusunun, enflasyonun ve diğer tüm kötü giden işlerin her yanı sardığı bir ortamda toplumcu gerçekçilik sol görüşlü olmayan yazarların dahi benimsediği bir akım haline gelmiştir. Halkın sorunlarına yaklaşım ve edebiyatı bu sorunları çözme noktasında zaman zaman yol gösterici, zaman zaman umut aşılayıcı bir işlevi yerine getirmek üzerine kullanımı öyle yaygınlaşmıştır ki bundan etkilenmeyen yazar hemen hemen kalmamıştır. Dolayısıyla Arap edebiyatında öykünün tarihi buhranlarla, sefaletle, kaos ve karmaşayla, yozlaşmışlıkla, siyasi çalkantılarla, göçle ama yine de her şeye rağmen umutla, direnişle, ekmek kavgası ile beraber seyretmiştir. Hikayelere baktığımızda bunu anlamak daha kolaylaşır. Örneğin, İhsan Abdulkuddüs’ün “Otobüs Hırsızı” hikayesi Kahire’nin kuralsızlık ve karmaşa dolu dünyasını çok etkileyici bir biçimde yansıtmaktadır. Mahkeme salonunda geçen bu hikayede; hali vakti yerinde, dürüst ve çalışkan bir adam içi yolcularla dolu bir halk otobüsünü neden çalmak zorunda olduğunu anlatır. Aynı yazar “Beni Alkışlıyorlar” isimli bir başka hikayesinde ise 1945’ler Mısır’ının hareketli siyasi atmosferini; kahraman olmak isteyen bunun için kah Vefd partisine kah İhvanı Müslim’ine kah komünist öğrenci hareketlerine katılan bir hukuk talebesinin dilinden ironik bir şekilde ele alır.

1960’lı yıllara gelindiğinde ise Mısırdaki devrimin bir süre sonra bizatihi baskıcı ve zorba bir rejime dönüşmesi, adım adım toplumcu gerçekçiliğin sonunu getirmiştir. Malesef 1960 sonrası Mısırda yaşanan düş kırıklıkları farklı nedenlerle tüm Arap dünyasında da yaşanmıştır. Yaşananlar yüzünden bağımsızlık, sanayileşme, ekonomik kalkınma düşleri çok geçmeden yerini ümitsizliğe ve yılgınlığa terk etmiş; yönetime karşı eleştiri yapan yazarlar ve kuramcılar hapse atılmış; geride kalanlar da farklı arayışlara yönelmiştir. Bunun sonucunda gerçekçi roman ve hikayede görmeye alışık olduğumuz o düzenli yapı dağılmış, hikayenin başlangıcı, zamanı, çevresi ve mekanı belirsizleşmiştir. Ayrıcı devrimin bayraktarlığını yapan olumlu kahraman yerini ‘yenik düşmüş kahramana’ bırakmıştır. Pek çok eserde farklı yüzlerle karşımıza çıkan bu kahraman en başta iç yenilgi, ablukaya alınmışlık, ironi, istihza içe kapanmışlık ve güvensizlik duygularını cisimleştirmiştir. Böylece Mısırla beraber tüm Arap dünyasında da toplumcu gerçekçilik yavaş yavaş yerini başka akımlara bırakmıştır.

Bu değişimin bir örneğini Suriyeli Muhammed Meczub’un 1978’de yazdığı“Unutmak Üzere Olduğum Komşum” hikayesinde görüyoruz. Bu hikaye beraber çalıştığı sekiz işçisine hakkaniyetle muamele eden dürüst bir tatlıcının hikayesidir. Ancak ülkede sosyalist partinin etkinliği artarken tatlıcıda da işler değişir. Sonunda işçiler onu işçi sınıfının düşmanı ve burjuva ilan ederler. Dükkan kapanırken, ortaya çıkan durum herkes için felaket olur. Yine Filistinli yazar Gassan Kefani’nin Akka’da kız kardeşi kollarında vurulan bir adamın Kudüs’e, annesinin yanına giderken hissettiği duygusal ağırlığı maharetli bir şekilde  aktaran “Ufuk Kapının Arkasında” hikayesi bu konuda bir başka örnek olarak verilebilir.

1970’lerden itibaren ise toplumcu gerçekçiliğin etkisinin azalması ve modern edebiyatın tüm Arap dünyasına yayılması ile Arap öyküsü de son derece renkli bir hal almıştır. Başta sınırlı bir kesim tarafından ilgi gören öykü yazarlığı şimdi her kesimden gelen pek çok yazar tarafından önemsenmeye başlamış, hemen hemen her ülkeden ünlü yazarlar çıkmış, Arap öyküsünde konu çeşitliği, üslup çeşitliği, bakış açısı çeşitliliği artmıştır.  Tarihi öyküler, polisiye öyküler, felsefi öyküler vb. bu yeni yazarların yazdığı öykü türlerinden olmuştur. Böylece aslında en baştan beri Arap öyküsüne sinmiş bulunan Arap geleneğinin izleri, İslami motifler, eski Ortadoğu mitleri, binlerce yıllık Arap kişiliğini, Arap öyküsünde daha bir görünür hale gelmiştir. ÖrneğinYemenli yazar Muhammed Abdulveli  “Adı Özlem Olan Bir Şey” adlı hikayesinde yurtdışına gitmekle kalmak arasında sıkışmış iyi eğitimli bir gencin vicdan, hürriyet, vatan, tarih hakkında karmaşık düşüncelerini anlatır. Yine Necip El Keylani’nin doğruluk ve merhamet değerlerini somutlaştıran “Büyük Kalp” ve “Emir’in Gözyaşaları”  hikayeleri de bu konuda örnek gösterilebilir tarihsel hikayelerdir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki modern Arap öyküsü edebi değeri yanında Arap toplumuna içerden bir bakış imkanı sağlaması dolayısıyla da önemlidir.  Aslında modern Arap öyküsü modern Arap zihnine açılan bir penceredir. Bu pencere başlarda Kahire ve Beyrutlu elitlerin gözünden de olsa; sonraları pek çok yazarın katkısı ile adım adım tüm Arap dünyasına mal olmuş, Arap Dünyasından her kesimin duyuş ve düşünüşünü yansıtır hale gelmiştir.

Son söz olarak; umarım ki bu yazı Arap edebiyatından ve öykülerinden yapılançevirilerinin artmasına katkıda bulunacak bir dikkat uyandırır.



Kategoriler:Sanat ve Edebiyat Üzerine

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: