Hükümdar, İtalyan düşünür Nikolo Makyevel’in 1500’lü yıllarda kendi prensine sunmak üzere kaleme aldığı bir siyasetname. Devlet, ordu, diğer ülkelerle ilişkiler gibi konuları ele alıyor.

Bizim kültür ve geleneğimizde devlet ve düzen, adalet ve iyilik üzerine kurulmalıdır ve ancak toplumsal adalet ve iyiliği sağlamak için vardır. Zalime dönüştükten sonra kudretin bir manası yoktur. Makyevel ise toplumsal ilişkilerde devleti merkeze alıyor hatta devleti merkeze almakla da kalmıyor devleti ayakta tutmanın her şeyden önce geldiğini bunu için her yolun mübah olduğunu anlatıyor. Bu yönde bir çok tavsiye veriyor. Değerlendirmelerde bulunuyor.

Her ne kadar devlet bizde Makyevel’de olduğu gibi yeryüzündeki her erdemden daha değerli değilse de bizim inanç ve geleneğimizde de devlet çok önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla Makyevel’in insanı, toplumsal ilişkilerin yapısını, güç unsurlarını vb anlatan değerlendirmelerinden ve insaniyet dışı olmayan tavsiyelerinden istifade etmek zorundayız.

Ayrıca Makyevel’in çizdiği tablo mevcut batı toplumunun zihin yapısını açığa vurması açısından da son derece önemli. Bu tablo adeta herkesin birbirini yemeye çalıştığı, nankör, gelgeç gönüllü, hilebaz, sahtekar, tehlikeden kaçıp kar peşinde koşan insanlarla dolu bir kurtlar sofrası. Aslında Makyevel’in anlattığı bir çeşit sosyal Darvinizm. Nasıl Darvine göre sadece güçlü  türler yaşamayı hak ediyor ve diğerleri tabiattan silinip gidiyorsa Makyevel’de de sadece üstün prensler ve milletler ayakta kalabiliyor diğerleri yok edilmek, esir edilmek gibi sonlara uğruyor. Bu noktada farkında olmak gerekir ki yaşadığımız çağda batı medeniyetini dünyaya yayıldıkça bu tablo ve buradaki insan tasavvuru da dünyaya hakim oluyor.

 Şimdi kitabın içeriğine biraz daha yakından bakalım: Tüm tavsiye ve değerlendirmelerde göze çarpan ilk şeyler Aydınlanma düşüncesinin de temel özellikleri aslında; zira söylenenler olabildiğince salt akla dayalı, somut, net ve sonuç odaklı. Makyavel’e göre bir prens için talihin olumsuz etkilerini en aza indirmek mümkündür ve prens tutumunu zamanın getirdiği iç ve dış şartlara göre ayarlayabilirse başarılı olur

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Makyevel’e göre devlet kendi içinde bir amaçtır dolayısıyla güç, beceri, yetenek, merhamet, şiddet, cömertlik, bencillik, acımasızlık arasında değer olarak bir fark yoktur. Bu erdemler sadece devlete getirdiği fayda ölçüsünde anlamlıdır. Nitekim ona göre iyi bir adamın onca kötü adam arasında ayakta kalması mümkün olmadığı gibi sadece kötülük yapan kişi de çok düşman kazanacağı için ayakta kalamaz. Prens öncelikle herkesin çekindiği otoriter biri olmalıdır. Kendisine karşı tehdit oluşturan ya da oluşturabilecek kişileri yok etmeli bunun için bizzat kendisine bağlı güçlü orduları olmalıdır. Yine de kendi halkının nefretini çekmemek için insanlarda adalet duygusunu yerleştirmeli, saygın mahkemeler kurmalıdır. Bu mahkemelerle ülkesindeki ortalama insanın can ve mal güvenliğini sağlamalıdır.  Ayrıca ülkesinde refahı artıracak faaliyetlere destek vermelidir. Prens cömert olup kaynaklarını tüketmemeli ama elinden geldiğince halka cömert görünmelidir. Aynı şekilde halka karşı mümkün olduğunca dindar, sözüne sadık, insancıl görünmelidir. Dışarı karşı ise prens hem aslan gibi güçlü hem de tilki gibi kurnaz olmalıdır. Ele geçirdiği bir ülke boyunduruğu kabul etmeyecekse yok etmeli ama mümkünse kendine bağlamalıdır. Büyük düşmanlarına karşı küçükleri yanına çekmeli ama kendinden daha güçlü prenslerle ittifak etmemelidir çünkü sonunda onun esareti altına girme tehlikesi vardır.

Güçler dengesi ve güç unsurları  Makyevel’in ortaya attığı en önemli kavramlardır. Nitekim bu kavramlar modern uluslar arası ilişkilerde realist kuramların temelini oluşturmuştur. Makyevel’e göre prens sürekli kendi güç durumunu bilmeli bunun yanı sıra içerde ve dışarıda tüm güç odaklarının/rakiplerinin/düşmanlarının güç durumunu kollamalıdır.  Yani güçler dengesini iyi takip etmelidir. Böylece gelecekteki olası tehlikeleri ve fırsatları görebilir. Güç unsurlarının başında elbette askeri güç yani ordu gelir. Ordunun piyade ve süvari sayısı, eğitim durumu, manevra kabiliyeti, bulunduğu konum, doğrudan prense mi bağlı olduğu yoksa paralı ordu mu olduğu vb çok önemlidir. Ayrıca ülke içinde soyluların iktidara etkisi, savaşa izin verecek ekonomik güç, halkın memnuniyeti vb hesaba katılması gereken diğer güç unsurlarıdır.

Yine bu kitapta modern uluslararası ilişlilerdeki bölge analizlerinin erken örneklerin görüyoruz. Her ülkenin ordularının yapısının, halk kesimlerinin, yönetim biçimlerinin, geleneklerinin, coğrafi yapısının, maddi zenginliklerinin vb farklı olduğunu dolayısıyla her ülkenin kendi iç ve dış dinamikleri ile anlaşılması gerektiğini ve prenslerin ancak bu unsurları dikkate alırsa başarılı olabileceği vurgulanıyor. Mesela Osmanlı ülkesinde soylu sınıfı olmadığı için halk ve ordu doğrudan sultan bağlıdır ve bu yüzden Osmalı’dan toprak almak zordur ama aldıktan sonra yerel beyler zayıf olduğundan isyan çıkmaz. Fransa’da ise soylular güçlü olduğundan kralın ordusu bölünmüştür ve ordunun bir kısmının soylulara bağlılığı daha çoktur bu sebeple buradan toprak almak kolaydır ama sonra isyanlarla baş etmek zordur.