Japon edip ve yazar Okukura Kakuzo’nun Çaynamesini dün okuma fırsatı buldum. Kitapta çayın tarihsel serüveni, dini ve felsefi arka planı, çay pişirme mezhepleri, bunların üstatları ve çay odaları ile ilgili konuların ele alındığı ayrı fasıllar mevcut. Kitap Remzi Yayınevi tarafından 1944 de neşredilmiştir. Kitabın hoşuma giden yönü alelade şeylerin bile Allah inancıyla nasıl düzene girdiğini ve nasıl derin manaların taşıyıcısı oluverdiğini fark ettirmesiydi. Bu yazımda bundan bahsetmeye çalışacağım .

Çay içmek Japonlar için basit bir adet ve boğaz ıslatmaktan çok metafizik bir ayin gibidir. Bizdeki tasavvufi tarikatlarda olduğu gibi. Onlar için çay içme -hele günümüzdeki gibi ihtirasların çirkinleştirdiği bir dünyada- niceliğin egemenliğinden kaçış, saflığa ve güzelliğe ulaşma çabasıdır . Bu bağlamda çay içme geleneğinin şekli de zaman ve coğrafyanın hakim felsefi öğretilerine göre değişmiştir. Mesela Çin’in kuzey ve güneyinde Budizm’in farklı versiyonları Çailik adabına farklı şekillerde etki etmiştir. Japonya’daki geleneğin kökeni bunlardan biraz farklı olarak Taoizm’e dayanmaktadır.

Çailerin hayat görüşü sanat zevklerini de belirlemiştir. Bu yüzden çay odası, kendine has sadeliğine çok önem verilen estetik bir anlayışla düzenlenir. Kakuzo diyor ki: Çay odalarının teşrif ve tezyininde bilhassa tekrardan kaçınılır. Öyle ki hiçbir nakış ve renk bir diğerini tekrar etmesin. Çay odasını bütünleyen çiçeklerden de bahsetmek gerekir. Solduğu zaman gömülen veya akıntıya bırakılan hatta bazen anıtları dikilen kendi ahengiyle insanları büyüleyen bu naif varlığa japon geleneğinde duyulan saygı, modern insana bir nebze örnek olmalıdır. Fakat ayinin icra edildiği çay odası için çiçek yine de sadece misafirdir.

Bu gelip geçici konukluğun manasını çözebilmek için çay odasındaki eşyayla kaplanmamış alanın aslında Zen felsefesinde sonsuzluğun kendini boşlukta gösterdiği fikri yüzünden doldurulmadığını ve sonsuzun karşısında geri kalan herşeyin izafi olduğu düşüncesini bilmek önemlidir. Öyle ki farklı zamanlarda çay odasına ya bir sanat eseri ya da güzel bir çiçek -ev sahibinin zevkine göre bazen ikisinin kompozisyonu da kullanılabiliyormuş- konulur ki bunun rahmanın sonsuz güzelliğinden ancak bir damla olduğu anlaşılsın. Bir rivayete göre küçük bir oda nisbetindeki çay odasında 84 rahip sohbet edebilmiş. Bu hem Allah’ın herkese yetebildiğini hem de imanı salih olanlar için mekanın önemli olmadığını anlatır. Bir de çay mezhebinin tüm Japonya halkı tarafından kabul görmesini sağlayan , avamla havası birleştiren demokratlığının nerden neşet ettiğini söyleyeyim. Zen anlayışına göre iyi olan şeyi nesnelerde sembolize etmek saçmadır. Yüce olanın kendini göstermesi için varlığı teferruatından kurtarmak zaten yeterlidir. Bu insan dahil her şey için geçerlidir. Makam mevki ve zenginlik çay odasında teferruat addedilir. Bu dünya görüşü kudretli şogunla sıradan bir köylü arasındaki farkı silikleştirir. Yazımı Kakuzonın şu tespitiyle bitirmek istiyorum: Her şeyin adileştiği bu asırda her zamandan daha fazla çay odalarına muhtacız.