Aynı kanaat, fikir, tecessüs ve hareket dahilinde Hakk yolunda geçirilmiş bir ömrün portresidir. Nurettin Topçu bey Topçuzâdeler ailesine mensub ve aslen Erzurumludur.  Topçu soy ismi de dedesinin Erzurum’un işgâli sırasında topçuluk yapmasından hareketle verilmiştir.

Bezmiâlem Valide Sultan Mektebi’nde, Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi’nde, İstanbul Erkek Lisesi’nde, Bordeaux Lisesi’nde ve Sorbonne Üniversitesi’nde tahsil görür. Mekteb dönemlerinde başlayan Mehmed Akif sevgisi hayatında önemli bir yer kaplar. Fransız Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde “Conformisme et révolte” isimli eseriyle doktorasını verirken bu okulda felsefe doktorası veren ilk Türk öğrencidir. Ayrıca Türkiye’ye döndükten sonra Galatasaray Lisesi’nde 1934-1974 yılları arasında Felsefe hocalığı yapmıştır.

Mehmed Akif’den sonra, hayatında mühim bir yer kaplayan diğer mühim isimler ise, Fransa yıllarında tanıştığı Maurice Blondel ve tasavvuf tarihçisi Louis Massignon’dur. Nureddin Topçu Beyin Ahlâk ve Felsefe üzerine görüşlerinde bu iki ismin de etkisi görülmektedir. Şöyle ki İsyân Ahlâkı isimli doktora tezi de Maurice Blondel alıntısıyla başlar.

Nureddin Topçu Beyin Hareket Felsefesine gelecek olursak, İsyân Ahlâkı’nda bahsettiği üzere, “isyân, iradenin kendi içinde bulunduğu şartlara boyun eğmeyip, bir başkaldırması bakımından hareket (action)’tir.  Bu sebeple Topçu, hareketi bizatihî iyilik olarak görür. Çünkü, hareketin muhtevasında ALLAH’a yönelmek adına; aile, gelenek ve toplumca konulmuş engellere isyân ve ALLAH’a boyun eğecek uysallık vardır. Yine bu hareket iradesi, Cemil Meriç’in ifade ettiği “düşünmeyen yığın”a başkaldırı ve ALLAH’a boyun eğmekle birliktedir. Topçu’ya göre toplum için ferdin iradesi yok sayılamaz. Aynı şekilde Batılı düşüncenin toplumu yok sayan bireyselcilik görüşü de kabul edilemez. Bu minvâlde varlığının şuurunda olan, toplumu oluşturan parçalardan olsa da toplumun yığın hâline gelişine karşı duran fert hareket hâlindedir.  Bu hareket uysallığı ve isyânı bünyesinde barındıran İsyân Ahlâkı’ndan kaynaklı zuhur etmektedir.

Bir diğer önemli husus ise fert hürriyetidir. Toplumsal engeller ve hürriyet hakkında da şöyle der Nureddin Topçu “Fert hürriyetinin hiçbir hükümet şeklinde, hatta demokraside bile korunamayacağıdır. Demokrasiye, “halk hükümeti” denilmiştir. Fakat bu adlandırma doğru değildir. Hükümet daima kendi iradesini kullanan bir kişinin veya bir grubun hakimiyetine dayanır.” Anlaşılacağı üzere, her hükümette ferdin iradesini hegemonyası altına alıp başkaları gibi olmaya, düşünmeye zorlayan baskıcı bir unsur mevcuttur. Bu unsur da insanın hareketini kısıtlayan ve dahi engelleyen bir konumda olması hasebiyle fert hürriyetini korumaya muktedir değildir.

Nureddin Topçu Beyin hareket ve fert merkezli isyân tasavvuru aslen fertlerin bir araya gelerek oluşturdukları genel iradenin başkalaşıp, hegemonik bir hâl alarak fert iradesini baskı altına almasına karşı bir isyân içermektedir. Bundan hareketle Rousseau’nun bahsettiği genel irade Topçu nezdinde insanın ALLAH’a hareketinde engelleyici niteliktedir ve bu yüzdendir ki Blondel’in “Hareket, insan ile ALLAH’ın terkibidir.” sözü insanın ALLAH’a yönelmesi iradesinin hangi merhalelerden geçmesi gerektiğini göstermektedir.

Ömrünü hareket ‘e adamış Nureddin Topçu bey ayrıca ehl-i tasavvuftur ve Mehmed Akif’in haricinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile ilgili de çalışmalara imza atmıştır. Ayrıca Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde maarifimizin ahvâli ve gidişatı üzerine tetkiklerde bulunmaktadır. Bu tetkik ve tespitleri üç ana başlık altında toplayacak olursak; ilkinde gençleri uçuruma, bataklığa götüren hususlara değinmektedir. Bunlar, göz ardı edilmiş ahlâk ve akabinde siyasî boğuşmaların yol açacağı felaket, taklitçiliğin yaratıcılığı öldürmesi, imanın ve ümidin bırakılmasıyla varlığının anlamını yok sayarak aşağılık kompleksine yakalanma, nedensellik ve sonuçsallık kavramlarına sığınarak mesuliyeti reddetmektir. İkincisi, mekteplerin ticari işletmeler değil usta-çırak ilişkisine dayanan yetiştirme kurumları olmasıdır. Üçüncü bölümde de bugün de en büyük eğitim problemimiz olan ezberci eğitime yönelme ve talebeliğin öğrenciliğe, hocalığın öğretmenliğe dönüş sürecini açıklamaktadır.

Ayrıca, Yarınki Türkiye adlı eserinde gelecek hususundaki endişelerini ve görüşlerini görmekteyiz. “Yarinki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır.” diyerek ümitten ve imandan taviz vermeyerek Yarınki Türkiye’nin kurtuluş reçetesini yazmaktadır.

Nureddin Topçu Bey gibi hayatını ahlâk, maarif, tasavvuf gibi anadolu coğrafyasının en mühim konularına adayan biri, ne yazık ki hak ettiği değeri yaşarken görememiştir. Sorbonne Üniversite’sinde felsefe doktorası yaptıktan sonra Türkiye’de bir lisede felsefe hocalığının revâ görülmesi, eserlerinin ancak vefatından sonra neşredilmesi de sürekli diri tuttuğu ümid ve imâna ne denli karşılık verebildiğimizi / veremediğimizi göstermektedir. Dileriz ki, gençliğe bu denli inanan ve gençlikten ümitvâr olan Nureddin Topçu’ya lâyık evlatlar olabilelim. ALLAH ondan razı olsun.