“Küresel sistem, kapitalizmin bir ekonomik ve sosyal sistem olarak dünyaya yayılması ile ortaya çıkmıştır.” Mahfi Eğilmez

Tüfe rakamları açıklandı, ekonomi resesyondan çıktı, döviz kurlarında hareketlenme var, merkez bankası faiz kararını verdi, büyüme artarken cari açık da artıyor… Bir tv haber bülteni, bir haber sitesi ya da gündeme ilişkin bir sohbette bunlara benzer ifadeleri sık sık duyuyoruz. Böyle haberlerin pazardaki domatesten yeni alacağımız yabancı marka telefona, cüzdanımızdan gelecekteki işimize kadar pek çok yerden bizi etkileyeceğini bilir ve hissederiz. Hatta sadece bizleri değil ülkemizi, ülkemizin siyasetini, dış ilişkilerini ve toplumsal sorunlarını da etkileyeceğini bir gerçek olarak kabul ederiz. Yine de dürüst konuşalım pek çoğumuz bu haberlerden bir şey anlamayız.

Buna sebep en başta ekonominin giderek daha fazla teknik ve karmaşık bir hal alması. Bu yüzden ekonomide olup bitenleri tamamen anlamak, analiz ve tahmin yapabilmek uzman olmayanlar için mümkün görünmüyor. Yine de temel dinamikleri anlamak o kadar da zor değil. Mahfi Eğilmez bunu “Kolay Ekonomi” kitabında göstermiş.

Ben bu değerlendirme yazısında “Kolay Ekonomi” kitabını tanıtacak ve kitapta önemli bulduğum belli başlı noktaları kendi fikirlerimle beraber sizinle paylaşacağım. Önce şu soruya cevap vermek istiyorum: Ekonominin etki kapasitesinin bu denli yüksek olması niyedir?

Sanırım entegre olduğumuz ve içinde bulunduğumuz küresel sistem sebebi ile. Bu küresel sistem esasında; Batı uygarlığının dünyaya hakim olmasından ve batı uygarlığının ürettiği kural ve usullerin- bazı yerlerde daha çarpık bir şekilde- tüm dünyada kabul görmesinden ibarettir.

Batı uygarlığı ise özünde ekonomi temelli bir uygarlıktır. Zira Batı dünyasında kiliseye karşı mücadele ile başlayan; Rönesans, sanayi devrimi gibi aşamalarla devam eden sürecin arkasındaki en etkin güç; parayı ve zenginliği yöneten sınıflardır. Bu sınıfların öncelikleri ise ticaretin gelişmesi, verimliliğin arttırılması, ticarete hukuk ile güvenli bir zemin oluşturulması gibi konular olmuştur. Daha sonra ekonomik alanda temayüz etmeye başlayan bu uygarlık kendi kültürünü, siyasi, sosyal ve askeri düzenini de tahkim etmiş ve adım adım tüm dünyaya egemen hale gelmiştir. (Bu anlamda küresel sistem, emperyalizm ile yakın ilişkilidir.) Sonuçta bu egemenlik ekonomiyi, modern dünyada en önemli belirleyici haline gelmiştir.

Modern dünya için bu kadar önemli olan ekonomide ise esas olay tüketimdir. Çünkü ekonomide her şey tüketimle başlar. Daha doğrusu ihtiyaçla. Bu ihtiyaç üretimi zorunlu kılar. Üretimin bir kısmı tüketimle harcanırken bir kısmı tasarruf edilir. Tasarrufların da bir kısmı daha sonra yine tüketime harcanır. Geri kalanı da yatırıma dönüşür. Yatırım, üretim için gereklidir. Eğer bu yatırım için veya tüketim için gerekli kaynak bulunamazsa oluşan açık, borç ile kapatılır. Bu tüketim-üretim-tasarruf-borç-üretim-tüketim ilişkileri bir döngü oluşturur. Bu döngü bütçe tablolarında hesaplanır ve ortaya konur.

Burada üretim ile tüketim arasındaki en temel ilişki arz talep ilişkisidir. Sonuçta ekonomi bize sınırsız ihtiyaçlara karşın sınırlı imkanları nasıl kullanacağımız hakkında fikir veren bir disiplin görünümü sergiler. (Tabi burada bu sınırsız ihtiyaçları üretenin sistemin/kapitalizmin kendisi olduğu eleştirisi getirilebilir.)

Bu dinamiklerin sürdürülmesi için çeşitli birimlere ihtiyaç vardır. Bu meyanda alışveriş yapan her vatandaş bir ekonomik birim sayılır. Ayrıca şirketler ve kamu kuruluşları da birer ekonomik birimdir. Bir birimin sahip olduğu zenginliklerin toplamına portföy denir. Yani portföy bir nevi cüzdandır. Birimlerin portföyünün ve alış satış işlemlerinin planlamasına finansman yahut maliye denir. Bu birimler üretim ve tüketim faaliyetleri yaparken pazar/piyasada bir araya gelirler.

Piyasada kamusal birimler ve özel birimler farklı vasıflara sahiptir. Şirket gibi özel birimler en başta kar amacıyla çalışırlarken kamuda böyle bir amaç yoktur. Buna karşılık kamu karşılıksız vergi toplar. Yine kamu vergi sistemi ile piyasaya etki eder. Aynı zamanda kamu ekonomik ve sosyal hayatın devamı için gerekli yatırımları yapmakla yükümlüdür. Özel birimlerin ise böyle yükümlülükleri yoktur ve hatta bu yatırımlardan yararlanırlar. Ayrıca kamu ve özel birimler arasında borçlanma açısından da ciddi farklar vardır. Kamu, itibarı nispetinde bono ve tahvil kağıtları ile uzun ve kısa vadeli olarak daha kolay borçlanabilir.

Tabi kamu ile özel teşebbüs arasındaki en önemli fark kamunun merkez bankası aracılığı ile piyasaya müdahale edebilmesidir. Merkez Bankası tüm bankalardan borç alarak açığını kapatan ve tüm bankalara açıklarını kapatmaları için borç veren bankadır. Ayrıca Merkez Bankası dalgalı ya da sabit faiz oranları ile piyasadan tahvil, bono, döviz alıp-satabilir. Ayrıca yasa gereği MB her bankadan mevduatının belli bir oranını kendine yatırması ister ve isterse bu oranı değiştirebilir. Bu enstrümanlarla MB tarafından piyasadaki para durumu kontrol edilir. Böylece dolaylı yoldan tüketim kontrol edilmiş olur. Bu arada kısa vadede paranın değerine, enflasyona ve cari açığa da etki edilmiş olur. Ancak kağıt paranın rezerv karşılığının bulunması ilkesi artık ortadan kalkmış olduğu için uzun vadede paranın değerini sadece ekonominin genel durumu ve itibarı belirler.

GSYH, kişi başına düşün milli gelir, gini katsayısı, ekonomik büyüme, cari denge gibi kavramlar ise ülke ekonomisinin tamamını ilgilendiren kavramlardır. Gayrı safi yurtiçi hasıla; bir ülkede bir yılda üretilen tüm zenginliğin toplamına denir. GSYH bir ülkedeki mal ve hizmet üretiminin tamamının piyasa değeri toplanarak hesaplanabilir, tüm gelirlerin toplanması ile hesaplanabilir yahut tüm harcamaların toplanması ile hesaplanabilir. Bu üç hesap birbirine teorikte eşit çıkar ancak pratikte bazı farklılıklar vardır. Örneğin kayıt dışı ekonomi harcamalar toplamına yansırken üretim toplamına yansımaz. Kişi başına düşen milli gelir GSYH’nin vatandaş sayısına bölünmesi ile elde edilir. Gini katsayısı ise GSYH’nin ne kadar adil dağıldığını gösteren bir parametredir. Ekonomik büyüme GSYH’nin yıldan yıla artışıdır. Eğer üretim artmadan tüketim hesabında GSYH artıyorsa ülke cari açık veriyor demektir bu açık yabancı tasarrufların borç olarak alınması ile karşılanır. Bu borç doğrudan tüketim için kullanılabileceği gibi yatırımla üretimi arttırmak için de kullanılabilir. Borçla büyümenin sağlıklı olabilmesi bu borcunun en azından bir kısmının yatırıma dönüşmesi gerekir. Kapitalist sistemde her ekonomi doğal seyrinde büyüme eğilimindedir. Ancak büyüme her zaman artan nüfusa ve ihtiyaçlara oranla yeterli olmaz. Büyüme rakamlarının sağlıklı yükseltilmesi ve refahın arttırılabilmesi için ekonomi, yapısal reformlara ihtiyaç duyar. Bu yeni üretim araçları ve yeni üretim şekilleri ile olur. Ayrıca vergi sisteminin daha adil bir şekilde düzenlenmesi ve tasarrufların arttırılıp yatırıma yönlendirilmesi de yapılabilecek reformlar arasındadır.

Sonuç olarak, ekonomi üzerine konuşulacak daha çok kavram ve konu olsa da sanırım; yukarıda ele alınalar ekonominin temelini anlayabilmek için uzman olmak gerekmediğini ve ayrıca ekonominin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu öneme binaen biraz ekonomi bilgisi yaşadığımız dünyada dönen dolapları anlamak isteyen herkes için iyi olacaktır.