İslam Düşüncesinde Felsefi Roman Geleneği Ve İbnü’n-Nefıs’in Fazıl Bin Natık Adlı Eseri- II

Yazımızın birinci bölümünde İslam düşüncesinde felsefi roman geleneği, bu alanda yazılan belli başlı eserler ile İbnü’n-Nefîs’in, Fâzıl bin Nâtık’ın adlı eserinin içeriği hakkında bilgi verdik. Yazımızın bu ikinci bölümünde –Er-Risâletü’l-Kâmiliyye’yi bu alanda yazılan en önemli eserlerden biri olan İbn Tufeyl’in, Hay bin Yakzân adlı eseri ile olan benzerlikleri ve farklılıkları ele alacağız.

-Er-Risâletü’l-Kâmiliyye’nin Diğer Felsefi Romanlar Arasındaki Yeri-

Bu konuda er-Risâletü’l-Kâmiliyye’yi roman geleneği içerisinde mukayese edebileceğimiz yegâne eser hiç kuşkusuz İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzân adlı eseridir. İki hikâye arasında içerik bakımından benzerlikler söz konusudur. İbnü’n-Nefîs, roman kahramanını anlatırken kullandığı dil, takip ettiği yöntem itibariyle İbn Tufeyl’den etkilenmiştir.

Buna rağmen İbnü’n-Nefîs ile İbn Tufeyl’in eserleri arasında benzerlikler olduğu gibi farklılıklar da söz konusudur.

  1. İbnü’n-Nefîs İle İbn Tufeyl’in Felsefi Romanları Arasındaki Benzerlikler
  2. Her iki eserin ana hedefi, insan aklının, ilâhî olarak verilmiş basiretin ötesinde, hiçbir yardım almaksızın ne keşfedebileceğini göstermektir.
  3. Bu iki hikâyenin içerdiği temel düşünce aynıdır. İki hikâyede de insanın ıssız bir adada, anasız-babasız oluşumu anlatılmaktadır. Her iki müellif de insanın salt aklıyla yaptığı gözlemlerle ve de istinbat (deduction) yoluyla tabiat felsefesine dair bilgilere ulaşabileceğini; felsefi ve ilahi hakikatlere ulaşabilme gücüne sahip olabileceğini söylemektedirler. Ancak sonuçta İbn Tufeyl’in kahramanı sufi hakikatlere derinlemesine ulaşırken İbnü’n-Nefîs’in kahramanı için bu durum söz konusu olmamıştır. O, akılsal araştırma yöntemiyle yetinmiş, tasavvufta olduğu gibi keşfi veya zevki metot edinmemiştir. Ayrıca İbnü’n-Nefîs; İbn Tufeyl’den farklı olarak nübüvvetin, dinin ve toplum halinde yaşamanın gerekliliğini izah etmiş, peygamberin siretini konu edinmiştir.
  4. Tarihçi el-Merrakuşî ile Muhammed Gallab’un Hay bin Yakzân için söz konusu ettikleri yargılar, er-Risâletü’l-Kâmiliyye için de söz konusudur. Her iki eser de, yeryüzündeki beşerî hayatın başlangıcına dair ilmî bir açıklama getirmeyi amaçlamıştır. Nitekim Hay bin Yakzân’ın giriş bölümünde ıssız adanın mutedil iklim ile unsurların uygun bir terkip oluşturması sonucunda ilk insanın oluşumunu nasıl netice verdiği anlatılır.
  5. Her iki eser asıl itibariyle tabiatın kaynaklarıyla baş başa olan ve toplumun etkisinden uzak bir insanın, eğer gerekli şevke sahipse kendi kendine mutlak hakikati bulabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır.
  6. Her iki eserde benzer temaları içermektedir, ikisinde de benzer karakterler söz konusudur. er-Risâletü’l-Kâmiliyye’de Hay bin Yakzân’ın yerini Kâmil adlı kahraman alır ve Fâzıl bin Nâtık adlı muhayyel bir şahsın ağzından, onun ıssız bir adada anasız babasız doğumuyla başlayan ve Hay’ın hayatına büyük benzerlikler gösteren entelektüel serüveni anlatılır. Ancak Kâmil sahip olduğu fıtrî aklın, kâinat ve el değmemiş tabiatla münasebeti neticesinde varlığın metafizik ilkelerini keşfeder. Bunun yanı sıra, Hz. Muhammed (as) ile İslâm Şeriat’ının zuhurunu ve İbnü’n-Nefîs’in yaşadığı döneme kadarki İslâm tarihini de yine akılla keşfeder.
  7. Bu iki risâlenin bir başka ortak özelliği, din ile felsefeyi uzlaştırma çabasıdır. Bu nedenle İbnü’n-Nefîs, bu eserinde herhangi bir aracıya başvurmaksızın, salt akılla insanın Allah’ın varlığı fikrine ulaşabileceğini, tarihsel süreç içerisinde peygamberlerin gelişini, son peygamberi, son peygamberin hayatını, doğumunu, hicretini, mücadelesini, vefatını, risâletinin içeriğini, getirdiği hüküm ve yasaları bilebileceğini ispat etmek istemiştir. Öyle ki insanın salt aklıyla son peygamberin vefatından sonra halifeleri arasında vuku bulan ihtilafları, dinde ortaya çıkan mezhepleri bilebileceğini ispat etmek istemiştir. İbnü’n-Nefîs, daha da ileriye giderek salt akılla âlemin nasıl son bulacağını, kıyametin nasıl kopacağını, ikinci dirilişin tekrardan tahakkukunun bilinebileceğini izah etmek istemiştir. İbnü’n-Nefîs, bu genel ve kuşatıcı yaklaşımıyla eserinde tabiat felsefesini, tarih ve toplum felsefesini, biyoloji, jeoloji, kozmoloji bilim dallarını ve günümüzde fütüroloji/gelecekbilim diye isimlendirilen bilimi bir araya getirmiştir.
  8. Vermek istedikleri nihai mesaj itibariyle her iki felsefi romana göre tabiatın yapısı ve işleyişi ile tabiatın içerdiği unsurlar arasındaki uyum, Allah’ın varlığının işaretleridir. Tabiata dair elde ettikleri bilgiler ile Kur’ân’ın bu konudaki anlatımı ve tasvirleri arasında ciddi benzerlikler söz konusudur. Onlara göre eğer insan, tarihsel mirastan ve kendi ürettiği kültürden kendini arındırabilirse temiz fıtratı, arınmış ruhu ile yeteneklerini kullanarak varlık dünyasını gözlemleyebilir ve Hakikat’in bilgisine varabilir. Allah’ın yüce varlığını, onun sonsuz tecellilerini, yaratıştaki güzel ilklerini keşfedebilir. Hatta İbnü’n-Nefîs’e göre helal ve haramları dahi bilebilir.
  9. İbnü’n-Nefîs İle İbn Tufeyl’in Felsefi Romanları Arasındaki Farklılıklar
  10. İbnü’n-Nefîs’in risâlesi dramatik bir tarzda Kâmil’in ıssız bir adada anasız-babasız doğuşuyla başlar. Oysa İbn Tufeyl, Hay’ın ıssız adada doğuşu ile ilgili olarak iki ayrı hikâye anlatır bunlar onun balçıktan anasız babasız meydana gelişini anlatan ilmî versiyonu ile diğer masalsı versiyondur.
  11. İbnü’n-Nefîs’in Kâmil’i, çok farklı bir tecrübenin insanıdır. O, beşerî-kültürel her türlü etkiden uzak, salt akli muhakeme ve tefekkür ile peygamberin hayatı ile birlikte İslâm inancı ve ahkâmıyla alakalı temel meselelerin bilgisine ulaşır, varlığın sırrını keşfeder. O, İbn Tufeyl’den farklı olarak halk yığınlarının bu bilgilere ulaşamayacağından veya onların bu bilgilerden uzak tutulmaları gerektiğinden söz etmez. O, bir takım metafizik meselelerin halk tarafından anlaşılmasının zorluğundan söz eder. Ancak o bu zorluğun, tarihsel süreç içerisinde gelen ve birbirini teyit eden peygamberlerin vahiy edilen öğretileri basit ve anlaşılabilir bir üslupla anlatmaları sonucunda aşılabileceğinden söz eder.
  12. İbn Tufeyl’in felsefi romanı ile İbnü’n-Nefîs’in felsefi romanı üslup ve içerik itibariyle mukayese edildiği zaman Hay bin Yakzân’ın daha kompleks bir özelliğe sahip olduğu söylenebilir. Gerek konusu gerekse amaçları itibariyle İbnü’n-Nefîs’in romanı daha sade daha kolay anlaşılabilir özelliktedir. İbn Tufeyl, romanında kahramanlarını seçerken, her birini farklı bir bilgi alanını temsil edecek şekilde düşünmüştür. Issız adada hakikati arayan Hay filozofu, Absal sufiyi, Salaman ise kurallara bağlı din âlimi tipini temsil eder. Hikâyenin birden çok kahramanı vardır. Oysa İbnü’n-Nefîs’in felsefi romanında bir tek karakter söz konusudur. O karakter ise sufi niteliği olmayan ve vahiy edilmiş bir dinin öğretilerini akli ve tefekküri yöntemle anlamaya çalışan bir filozoftur.
  13. İbnü’n-Nefîs’in bu eseri ile bu alanda yazılan diğer eserler arasındaki en önemli farklardan biri şudur:

Diğerleri yerde doğmuş olan insanı, yukarı doğru çıkararak sonunda etkin akla, feyz-i evvele götürüyor, onu birleşme ve yetkinlik noktasına yükseltiyorlar. İbnü’n-Nefîs ise insanı dünyada bırakıyor ve Kâmil’e, kendisinden sonra dünyaya gelecek olan ahir zaman peygamberini keşfettiriyor. Özellikle de Peygamberimizin her durumunun akıl açısından, tümüyle doğru olduğunu; bu nedenle, Peygamberimiz gelmeden önce, kendilerinin nasıl bir kimse olması ve nasıl hareket etmesi gerektiğinin akıl yoluyla bilinebileceğini, kendi ölçüleriyle kanıtlıyor.

  1. İbn Tufeyl, Hay bin Yakzân adlı romanıyla kendi zamanında tartışmalı olan şu üç sorunu çözümlemeyi amaçlamıştır: İnsan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, doğayı inceleyerek düşünme yoluyla insân-ı kâmil aşamasına ulaşabilir mi? Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişir mi? Mutlak bilgilere ulaşmak bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey midir; yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olay mıdır?

İbnü’n-Nefîs ise İbn Tufeyl’den farklı olarak eserinde, Kâmil üzerinden Hz. Muhammed’in hayatı ile ilgili konuları, dine dair mevzuları muhtasar bir biçimde ele almıştır.  Ona göre insan; kendi başına, hiçbir eğitim almaksızın, doğayı inceleyip düşünerek Tanrı’nın varlığı fikrine ulaşır, peygamberin siretine dair bilgi edinir ve şer-i hükümleri öğrenir.

  1. İbn Tufeyl’in kahramanı Hay bin Yakzân, dini hükümleri ilahi bir dinin mensubu olan ve bir başka adadan gelen Absâl’dan öğrenir. Absâl, tabiatın çocuğu Hay’a Kur’ân’daki Allah, O’nun melekleri, peygamberleri, ahiret günü vb. gibi kavramlar hakkında bilgi verir; nitekim Hay da kendi kendine geliştirdiği aklî yapı sayesinde bunların hakikat olduğunu hemen kavrar.

Fakat İbnü’n-Nefîs’in kahramanı, peygamberin getirmesi gereken dini hükümlerin bilgisine kendi akli istidlaliyle ulaşır. Yine o kendi aklıyla nübüvvetin gerekli olduğu sonucuna ulaşır. Benzer şekilde İbnü’n-Nefîs Müslümanların ve âlemin geleceğine dair konularda öngörülerde bulunur. Oysa İbn Tufeyl, bu meselelerin hiçbirine temas etmez; din ile felsefeyi, akıl ile tasavvufu uzlaştırmaya çalışır.

  1. Hay ilk önce ateş yakmayı, yemek pişirmeyi ve örtünmeyi öğrenirken; Kâmil, bunları adaya gelen insanlardan öğrenir. İbnü’n-Nefîs, özellikle bu noktada medeniyetin toplum halinde yaşayan cemiyetin bir ürünü olduğunu söyler.
  2. Her iki eserde de ıssız adadan söz edilmektedir. Ancak gayeleri farklıdır. İbn Tufeyl, roman kahramanın salt aklıyla ulaştığı fikirlerin doğruluğunu gözlemleyerek tasdik ettirmek istemektedir. İbnü’n-Nefîs’in eserinde ise ıssız ada,  Kâmil’in harici âleme çıkışına vesile kılınmaktadır. Bu şekilde Kâmil, önünde gözlemleyebileceği geniş bir alan ve de bireysel düşünceleriyle vardığı bir takım fikirlerin doğruluğunu test etme imkânı bulmuş olmaktadır.
  3. İbn Tufeyl eserinde sufi düşünceye doğru yönelirken; İbnü’n-Nefîs, rasyonel felsefeye yönelmektedir. İbnü’n-Nefîs’in en belirgin özelliği bu eserinde geleceğe ışık tutması, insanlığın geleceğine dair konuları ele almasıdır. Onun bu eseri sadece sirete dair bir eser değildir. Bilakis düşünen ve tefekkür eden insanlığın dünü, bugünü ve yarını ile ilgilidir.
  4. İbnü’n-Nefîs’e göre insanın medeni bir varlık olması toplumla birlikte bulunması şartına bağlıdır. Oysa Hay için aynı şey söz konusu değildir. Onun yaşamında yalnızlık/inziva ön plandadır.
  5. İbn Tufeyl’in kahramanı sufi hakikatlere derinlemesine ulaşan bir filozof iken İbnü’n-Nefîs’in kahramanı sadece bir filozof değildir; o, aynı zamanda ilahi bir dinin hükümlerini aklıyla bilebilecek kadar meselelere vakıf bir din adamıdır.
  6. Kâmil tıpkı Hay gibi herhangi bir eğitim almaksızın fıtrî insan aklının, tabiatla münasebetinden doğan tecrübe ve teorik bilgileri kendi kendine edinir, çeşitli tabiat ilimlerinin bilgisini elde eder. Aklî çıkarımları her ikisini de metafizik gerçeklere yöneltir; varlık mertebeleri arasındaki organik bütünlük ve hiyerarşi onlara teleolojik fikirler telkin eder. Ancak bu fikirler, Kâmil’in zihninde daha belirgin, daha vurgulu ve hattâ yönlendirici olup bütün fikrî serüvenine egemendir. Ne var ki bu serüven Kâmil’i Hay gibi mistik tecrübelere değil, doğrudan doğruya nübüvvetin gerekliliğini ve son peygamberin nübüvvetini ispata yöneltmiştir. Issız adaya başkasının gelişi Hay ve Kâmil için başka başka sonuçlar doğurmuştur. Kâmil adaya sürüklenen geminin yolcularından yalnızca sosyal ve uygar hayatın varlığını öğrenirken, Absal ile tanışması, Hay’ı vahiy edilmiş din olgusundan haberdar eder. Kâmil uygarlığın nimetlerini başkalarından öğrenir ve daha önce yaşadığı hayatla mukayese eder.

Kâmil için nübüvvet aklen gereklidir. Dahası, aklen sahih bir dinin itikadî esaslarını, Son peygamberi ve bu peygamberin sûret, sîret ve sünnetini, onun irtihalinden sonra ümmetinin başına gelecekleri sebeplerini belirterek aklen öngörür. Bütün bunların böyle olması aklın gereğidir. Dolayısıyla İbnü’n-Nefîs’in akla tanıdığı yetki, İbn Tufeyl’den çok daha fazladır.

Dikkat edilirse Hay olguları, Kâmil olguların yanı sıra olayları da öngörmektedir. Hay’ın tabiî ve metafizik sebep-sonuç zincirine dayalı akıl yürütmelerine mukabil Kâmil, tarihî sebep-sonuç zincirine dayalı olarak da çıkarımlarda bulunmaktadır.

  1. Issız adaya bir yabancının gelişi, İbn Tufeyl’in Hay’ı için akılla ulaşılan hakikatlerin teyidi ve tamamlanması anlamını taşırken Kâmil için yalnızca bir insan toplumunun varlığından haberdar olması anlamını taşımaktadır. Öte yandan Hay’ın şeriat ve nübüvvet gibi kavramlara ulaşması bu yabancı sayesinde mümkün olurken Kâmil bunları ve ayrıntılarını kendi kendine keşfetmiştir. Onun, bir dinin ancak bir toplum içinde gelişebileceğini anlaması ise başka insanların varlığını öğrenmesiyle mümkün olmuştur.

SONUÇ: Kanaatimizce İbnü’n-Nefîs’in eserini, bu alanda yazılan diğer eserlerden farklı kılan şey; alışılmışın dışında roman üslubu içerisinde nübüvvetin gerekliliğini ispat etmesidir.

O, eserinde diğer siyer kitaplarından farklı olarak Peygamber Efendimizin hayatını kelamî ve felsefî boyutuyla ele almıştır. Tarihçi Safadî’nin ifadesiyle Müslümanlar onun bu eseriyle; nübüvvet, şeriat, haşir, kıyametin vuku’una dair konularda diğer inançlar karşısında üstünlük elde etmiştir. Bu eser; onun maharetini, zekâsını ve akli ilimler alanındaki yetkinliğini göstermektedir. O, bu eserinde hikâyenin kahramanı Kâmil üzerinden düşüncelerini anlatır.  Kâmil’in yaratılış süreci, doğal istidatlarıyla bilgi edinmesi, Peygamber Efendimizin hayatı ve getirdiği hükümleri bilebilmesi ile Peygamber Efendimizin vefatından sonra İslâm dünyasında meydana gelen olaylar hakkında bilgi vermektedir. İlaveten İbnü’n-Nefîs, kendi yaşadığı dönemde İslâm dünyasında meydana gelen olaylar ve özellikle Mısır ve Suriye’de yönetimi elinde bulunduran sultanların adetleri, yönetim tarzları ve yöneticilerin halka yaptıkları zulümlerden bahseder. Hiç kuşkusuz İbnü’n-Nefîs’in bu döneme dair söyledikleri son derece önemlidir.



Kategoriler:Düşünce ve Bilim Üzerine

Etiketler:, , ,

3 replies

  1. Güzel ve verimli bir çalışma olmus tebrik ederim .Devamını dileriz

    Beğen

  2. Romancılığı islam geleceğine yakıştıramıyorum. Bana hristiyanların günah çıkarma ritüellerinin sanatsal bir dönüşümü gibi geliyor. O yüzden bizim edebiyatımız romanları nedense bir eğreti halet içinde geliyor

    Beğen

  3. Serdar Beyfendi yazınızın diğer bölümlerini en kısa zamanda yayınlamanızı rica ederim. Arayıp da bulamadığım kıymetli bir çalışmaya burada rastladım. Devamını bekliyorum. Teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: