Gizem

gizemOkulun ilk günü, müdürün sıkıcı konuşmasından sonra öğrenciler büyük bir gürültüyle okula doluştular. Her ne kadar okulların açılmasından dolayı içlerinde bir burukluk taşısalar da bu durumu kabullenmişlerdi.
Öğrenciler birbirleriyle şakalaşarak sınıfa girdiler. Bu sırada yeni öğrenci, aralarında fark edilmiyor gibiydi. Pek çoğu ders saatinin başlamasına kadar onu fark etmedi bile. O ise oturmuş, etrafı izliyordu.
Bazıları sınıflarına gelen yeni kızı fark etmişti. Birkaç kız onunla tanışmış, ancak onu biraz soğuk bulmuşlardı. Bazısı bunu onun yeni olmasına bağlarken bazıları da bunu kendisini biraz yüksekte görmesine bağlamıştı. Erkeklerse orta boylu, soluk tenli, güzel sayılabilecek bu kızı fena bulmamışlardı. Beyaz gömlek ve pileli etek ona yakışmıştı. Okul kıyafetlerinin serbest bırakılmasının bu sene içerisinde görüşülmesi onlar açısından bir talihsizlik olacaktı.
Öğretmenin sınıfa girmesi ile öğrenciler yavaş yavaş seslerini kesip ayağa kalkmaya başladılar. Öğretmen, öğrencilerini heyecanlı gözlerle süzdü. Bazı öğrenciler, bu seneki edebiyat hocalarını görünce kendilerine kötü bir şaka yapılmış gibi yüzlerini buruşturdular. Belki sonradan program değişirdi. Selamlaştılar. Herkes yerine otururken sınıftan da hafif bir uğultu yükseldi. Bu uğultu birkaç dakika daha devam etti. Bugün ilk gün olduğundan öğretmenler genellikle ders işlemezdi. Öğrenciler bundan dolayı rahattı. Bu ders, tanışma faslıydı. Öğretmenin ilk günkü tavrından da bazı öğrenciler ilk izlenimlerini ediniyordu. İlk günden ders işleyen bir hoca onlar için biraz sert, disiplinden taviz vermeyen bir öğretmen demekti.
Öğretmen, bu arada sınıf defterini imzaladı ve sınıfa bir göz gezdirdi. Kendisini tanıttı. Daha sonra listeyi alıp isimleri okumaya başladı. Kalkanlar kendilerini tanıtmaya başladılar, anne ve babalarının mesleklerini ve ilerde hangi işi yapmak istediklerini söylediler.
Öğretmen, yeni gelen kızın adını okuduğunda, bazıları da kulak kabarttı. Kız yalnızca ismini söyledi. Duraksadı. Öğretmen, “Evet?” diyerek devam etmesini istedi. “Anne babamın mesleği sizi niçin ilgilendiriyor? Beni bununla mı değerlendireceksiniz?” demesi herkesi şaşırttı. Pek konuşkan biri gibi görünmemesine rağmen hazırcevaplılığı yaşıtlarını etkilemişti. Öğretmense bundan pek etkilenmişe benzemiyordu. Gülümsedi, “Peki” dedi ve listeyi okumaya devam etti. Listeyi bitirince “İkinci ders, ders işleyeceğim.” dedi. Bunu demesiyle birlikte bazı öğrenciler homurdandı. Bu sene edebiyat dersleri sıkıntılı geçecek gibi duruyordu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra sınıf içindeki popülerliği artmıştı. Çok konuşkan ve sosyal biri gibi görünmüyordu, bu da ona gizemli bir hava katıyordu. Böyle olmasını kızlar, kendisini üstün görmesine bağlarken, erkeklerse muhtemelen bir sevgilisi vardır diye düşünüyordu. Ayrıca boş vermiş bir hali de vardı. Çoğu şeyi önemsemiyor, diğerlerinin değer verdiği şeylere uyduruk şeylermiş gibi bakıyordu. Bazen her şeyin sona ermesiyle veya insanın hiçbir zaman tam olarak özgür olmamasıyla alakalı sözler de söylüyordu. Bu düşünceleri dinlediği bazı müzik gruplarından edinmişti. Bu müzik zevki ve dünya görüşü sınıfta bazıları tarafından da kabul görmüşe benziyordu. En azından bazıları ona daha yakın olabilmek için bu düşünceleri paylaşıyormuş gibi yapıyordu.
Ayrıca kendisine has tarzı, sınıftaki kızlar tarafından da taklit edilmeye başlamıştı. Artık diğerleri de onun gibi saçlarını toplamıyordu. Onlar da onun gibi derste uyarı geldiğinde saçlarını topluyor, ancak ders bittiğinde saçlarını açıyordu. Bazıları saçlarını uzatmaya başlamıştı; ancak hiçbirinin saçları onunki gibi beline kadar uzanmıyordu. Onun gibi bot giymeye de başlamışlardı. Parmakları olmayan eldiven, sınıf çapında popüler hale gelmişti, ama eldiveni olmayanlar yine bazen onun yaptığı gibi gömleğinin kollarını ellerinin üstüne doğru çekiştiriyordu.
Bir sene böyle geçmişti. Kalabalıklar içerisindeki yalnız tavrına rağmen sınıfına kısa sürede alışmıştı. Notlarına bakıldığında başarılı da sayılırdı. Sadece edebiyat öğretmeniyle biraz sıkıntı yaşamıştı. Bir derste öğretmen onun kitaptaki bir metni okumasını istemiş, o da biraz isteksiz davranmıştı. Aslında bu isteksizlik derse veya bir metni okumaya yönelik değildi, kız her şeye isteksizlik duyuyordu. Biraz sessiz okuyunca öğretmen bunu onun isteksiz ve gayretsiz oluşuna yormuş, kendisini derse vermediğinden bahseden, biraz da öğrencilerden ve yeni nesilden yakınan kısa bir konuşma yapmıştı. Kız da “Siz okuyun o zaman.” diyerek yine herkesi şaşırtmış, sınıfta buz gibi bir hava estirmişti. Öğretmen bunu bir saygısızlık olarak algılamış ve öfkeli bakışlarla kızı süzmüştü. Ancak sinirlerini yatıştıran öğretmen listeden başka birini seçmiş ve ders devam etmişti.
Öğretmen, bu olayı velilerine anlatmış ve bu olaydaki saygısızlığından yakınmıştı. Babası, onun yaşındaki bir kızın bu tip bir şey yapmasının olağan olduğunu düşünüyordu. Bu yaştaki bir kız çocuğunun dünyası karmakarışıktı. Zamanla düzelirdi. Lakin annesi daha farklı düşünüyordu. Bir terslik olduğunu seziyordu.
Aslında kızın annesi onun bu durumuna çok üzülüyordu. Babası işleri akışına bırakan bir adamdı, annesi ise bunun tam tersiydi. En ufak ayrıntıları, değişiklikleri bile bir şeylere yorardı. Bu sene kızının iştahı kesilmişti. Önceki senelerde okuldan döndüğünde kendisine yardım eden kızı, şimdi okulda geldiğinde yorgun düşüyor, odasına çekilip uyuyordu.
Bir akşam, annesi kızının yine tabağındaki yemeği çatalıyla tabağın orasına burasına ittirdiğini görüyordu. Bu sıralar iştahı iyice kapanmıştı. İyi misin, diye sordu. Canın bir şeye mi sıkkın? Kızı “Canım bir şeye sıkkın değil.” diye cevap verdi. Sonra biraz duraksadı ve “Bilmiyorum” dedi. Kendisini yorgun hissettiğini söyledi. Bir süre sessizce yemeklerini yediler. Bu sessizliği anne bozdu. “Yarın doktora gideceğim, istersen sana da baktıralım, olur mu?” Muayene bittikten sonra anne kızın durumunu da hekime sordu. “Tabii, hemen bakalım.” dedi ve bir kan tahlili istedi. Kız bir kan tahlilinden bir şey olmaz diye düşündü. Muhtemelen bir şey çıkmayacaktı. Kan verdi ve sonuçlar gelene kadar beklemeye başladı. Hekim kağıtları inceledi, kağıtların her birine uzun uzun baktı. Aniden, “Sen et yemiyor musun?” diye sordu. Et sevmiyordu. Hayır, diye cevap verdi. Hekim gayet samimi bir şekilde “Azıcık bir şeyler ye kızım! Demirin eksik. Yüzünün rengi gitmiş. Et ye et!” Sonra annesine döndü ve “Annesi, buna ilik falan kaynatın.” dedi. Reçete yazdı ve onlara uzattı.
Okulların yeniden açılmasıyla bazı çocuklar, şimdiden çok sıkılmış gibi gözüküyordu. Sınıfa girip eski yerlerine yerleştiler. Herkesin oturduğu yer artık kanıksanmıştı. Onun da sınıfa girmesiyle birlikte herkes onda bir değişiklik fark etmişti.
Ayakta kendi sırasına dayanarak çevresindekilerle konuşuyor, onlarla şakalaşıyordu. Halinden memnun gözüküyordu. Geçen sene giyindiği gibi giyinmemiş, saçlarını da toplamıştı. Erkeklerden biri, onun sevdiği müzik grubunun yeni şarkısı hakkında konuşmak istedi. Ama aldığı cevap onu şaşırtmıştı. Artık çok dinleyemediğini, fazla kasvetli bulduğunu söylemiş ve kız arkadaşlarıyla konuşmaya dalmıştı. Çocuk şaşkın bir şekilde sınıfın arka tarafına dönerken diğer çocuklar için de bu gizem çözülmüş oluyordu. Şimdi o da herkes gibi biri haline gelmişti. Artık ilgilerini o kadar çekmiyordu.


Kategoriler:Öykü

Etiketler:, , ,

1 reply

  1. “ Herkes gibi biri haline gelmişti. Artık ilgilerini o kadar çekmiyordu. “
    Mert Bey, bütün öykülerinizi okudum. Bir süredir yeni bir öykü yayınlamanızı bekliyorum. Öylükerinizde yer verdiğiniz karakterleri, tarzınızı, sadeliğinizi ve değindiğiniz konuları orijinal buluyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: