Yaşamak İçin Hep Bir Sebep Bulmuş Gibi Sevinçliyim

   portakal
Odamdayım, karşımda fesleğenim. Onun görüntüsü, rayihası beni en mutlu edenlerden. Mesela beni mutlu etmek için fesleğen alır arkadaşlarım. Bir şiir dizesinde fesleğene rast gelince de çok mutlu olurum. Ahmet Telli’nin : “Sen gidersen kim sular fesleğenleri, kuşlar nereye sığınır akşam olunca ?” dizesinde mutlu olduğum gibi. Fesleğenin daha fazla edebiyatını yapmadan portakala dönüyorum. Çünkü şu an da bunları yazarken İncesaz’ın portakal melodisini dinliyorum. Portakalın da kokusu, rengi beni mutlu eder. Bu arada turuncu en sevdiğim renk. Belki de bu sevdiklerim dünyayı algılayış biçimimden kaynaklanıyordur. Belki de dünyayı annemin kış akşamları portakal oyup elime verdiği rayihasının elimde kaldığı güzel bir yer olarak görüyorumdur ya da portakal ağaçları bir tesellidir benim için. Evet bir teselli. Neden mi? Hiç unutmam, bir akşam kalbim o kadar kırık ben o kadar mahzundum ki. O gece rüyamda portakal ağaçları görmüştüm ve o ağacın dallarının arasından güneş ışıkları süzülüyordu. Sanki bir Mustafa Kutlu öyküsünde gibiydim. Kalbime öylesine bir inşirah vermişti ki uyanır uyanmaz günlüğüm Lili’ ye :  “Belki de bir tesellidir portakal ağaçları.” yazdım. Zaten çok sevdiğim portakal benim için bambaşka bir boyut kazanmıştı. Ondan sonra turuncu bir çiçek aldım ona ‘’portakal’’ adını verdim. Size ne diyeceğim Goethe demiş ki: ” İnsan kalbinde ne taşırsa dünyayı öyle görür.” Hayır tabi ki kalbimde fesleğen ve portakal taşımıyorum. Umut taşıyorum. Kalbimde umut taşıyorum, sevgi taşıyorum ya da İbrahim Tenekeci’nin dediği gibi: ” Serinlik taşıyorum yol ustasına.” Yolda sadece tebessüm ettiğimiz bir insanın ısınan kalbi her şeyi kurtarabilir. Bir kediye merhamette öyle. Yanımda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiir kitabını taşıyorum, ondan ilham alarak diyorum ki : ‘’ Ben her rüyayı zamana taşıyan yıldız kervanı ‘’sonra daha da şenlenerek ‘’motorları maviliklere süreceğiz, süreceğiz’’ diyorum. Bu kitap benim için arkadaş, yoldaş, günün karmaşasında nefes aldığım bir durak. Böylelikle kendime ferahfeza anlar oluşturuyorum, biriktiriyorum.
Başka kendimden örnek verecek olursam, kampüste gördüğüm küçük kozalağı alıyorum, çalışma masamda bana her gün gülümsüyor. Yurda başka yoldan gitmeye çalışırken bir merdiven görüyorum bir parka çıkan, tüm Ankara’yı seyredebildiğim. Ve tam o noktadan Ankara seni neden sevmiyorlar ama üzülme ben seni çok seviyorum diyorum neyse konumuz bu değil. Bazen de çocuk parklarına gidip not defterime bir şeyler karalıyorum, çocukları izliyorum, kendime ödül verip çikolatalar alıyorum sonra da kızıyorum parklarda yetişkinlere göre neden salıncaklar yok diye. En sonunda da Nazım Hikmet fısıldıyor kulağıma : ‘’ Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime.’’
Mahallede dolaşırken mahalleliye Can Yücel’in: ” Şu göğüs kafesimi genişleten umudum var oldukça güzel günlere olan inancım hiç bitmeyecek.” cümlelerini haykırmak istiyorum.
Sena sen de fazla abarttın bu kadar yaşama sevinci mi olur dediğinizi duyar gibiyim. Hüzünlendiğim zamanlar oluyor elbette. Şöyle diyeyim, küçük şeylerden mutlu olan, çabuk sevinen insanların çok çabuk hüzünlenebileceğini düşünüyorum benim gibi. Önemli olan bunu ne kadar sürdürebildiğimiz. Ankara’ da çok güzel bir ilkbahar günüydü ben fazlasıyla üzgündüm, kendimi çok kötü hissediyordum. Sonra durdum ve dedim ki: “Hava hüzünlenmeye fırsat vermeyecek kadar güzel yaşamak da öyle.”
Diyeceğim o ki sizin teselliniz portakal ağaçları değildir belki. Ya da sizi fesleğen o kadar mutlu etmiyordur, çocuk parklarını da sevmiyor olabilirsiniz ama muhakkak bir teselliniz, bir durağınız; dinlenme noktanız vardır. Yahu hiç mi bir şey yapmıyorsunuz, gökyüzüne bakın. Turgut Uyar gibi ‘’ göğe bakma durağınız’’ olsun göğe bakma durakları kurun yani. Ama önce kendi içimizin göğüne bakalım, her yerden bakalım. Duralım biraz yavaşlayalım …” Kendimiz dışında nereye koştuysak gurbette kaldık.” demiş, Nurettin Topçu. İsmet Özel de:” Evine dön, kalbine dön, şarkına dön.” Evimize dönelim, kalbimize dönelim, şarkımıza dönelim …Fesleğenleri ve portakalları çok sevelim bir de olur mu ?


Kategoriler:Deneme

Etiketler:, , ,

6 replies

  1. “Belki de dünyayı annemin kış akşamları portakal oyup elime verdiği rayihasının elimde kaldığı güzel bir yer olarak görüyorumdur” ifadesinde yeterli açıklık yok. Cümleyi tekrar gözden geçirmeniz iyi olacaktır.
    Bir de metinde, bağlaç olan “de” nin birleşik yazıldığı bir hata göze çarpıyor. Gözden kaçmış olmalı

    Beğen

  2. Bence deneme kategorisinde yayınlanmış bir yazı olmamalıydı. Zaman ve mekan hususunda biraz daha açıklayıcı bir metin olsaydı, ortaya birinci kişi ağzından dökülmüş gayet güzel ve akıcı dile sahip bir kısa öykü olabilirdi.

    Beğen

  3. Sena Açıkgöz hanım, öyküleriniz var mı ? Lütfen öykü yazısı da paylaşın. Özgün bir çizginiz olacağını düşünüyorum. Okumak isterim.

    Beğen

  4. İnsanın yalnızlığına yetişecek en güzel dostlar değil midir yaşamak İçin bulunan sebepler ? Oysa insan ne kadar da yanlış yapıyor. Yalnızlaştıkça kendine dost olarak edindiği sebepler onu daha da yalnızlığa sürüklüyor. Belki de en gerçek dostumuzdu yaşama sevinci. Dilerim Allahtan; yaşama sevinciniz sizi asla yalnız bırakmaz.

    Beğen

  5. Tek kelimeyle Muhteşem yüreğinize sağlık

    Beğen

  6. Birkaç defa okudum çok beğendim

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: