İbn Rüşd’de Zaman Mefhumu

Averroes-Ibn-Rushd
“Meşşai gelenek içerisinde yer alan diğer filozoflar gibi İbn Rüşd de zamanı, hareketi ölçen bir  ölçü birimi olarak görmektedir.”
St. Augustine’nin, “O halde nedir zaman? Bu bana sorulmadığı sürece zamanın ne olduğu gayet iyi  biliyorum, ancak sorulduğunda ve açıklamaya çalıştığımda şaşkına dönüyorum” sözleriyle anlattığı gibi zaman bahsi, kavramsallaştırmaya çalışıldıkça sonsuzluğa dalmış gibi bir his uyandırır. Sözlükte  “kısa veya uzun vakit, az ya da çok süren bölünebilir müddet” gibi anlamlara gelen zaman, örfte altı  ayı aşmayan bir süre için kullanılır. Kur’an’ı Kerim’de birçok yerde zaman kelimesinin geçtiği ayetler vardır. İbadetlerin zamanla olan ilişkisi de İslam’da büyük yer tutar ve bu amaçla birçok İslam âlimi  zaman konusunu ele almıştır.
Felsefi açıdan ele alınan zaman daha çok âlemin yaratılışı, ezeli olup  olmadığı, hareket ve mekân konularındaki problemlerde kendini gösterir. Bu konuyla da birçok İslam  filozofu ilgilenmiştir. Bunlar arasında İbn Sina, Fahreddin Razi, Ebu’l Berekât el-Bağdadî gibi isimleri  anmak mümkündür.
İbn Rüşd’ün zamana bakış açısı üzerine çalışmalar yok denecek kadar azdır.  Bu doğrultuda konumuz üzere zamanın kavranması İbn Rüşd felsefesinde nasıl bir hal almıştır ve nasıl  anlaşılmaktadır diye araştırılacaktır. İbn Rüşd’ün zaman hakkında yazmış olduğu müstakil bir eser  olmamakla birlikte temel alınacak eser Tutarsızlığın Tutarsızlığı’dır.
İslam düşüncesi tarihinde zaman hakkında yapılmış tanımlar oldukça farklıdır. En keskin ayrışmalar  “gerçek” mi yoksa “vehmî” mi olduğu konusundadır. Gerçek olarak gören filozofların da ayrıştığı  noktalar vardır. Bu noktalar “cevher” mi “araz” mı olduğudur. Meşşâî gelenek içerisinde çoğu  filozofun tanımına göre zaman “hareketin ölçüsü” dür. Bazı İslam filozoflarına göre ise zaman hem  hareketin hem de sükûnun ölçüsüdür. Zamanın “vehmî” bir şey olduğunu ya da zamanın “dehr” den  ibaret olduğunu söyleyen tasavvufi görüşlerde vardır. İbn Sina İslam felsefesinde yer alan bu farklı  görüşleri detaylandırarak Fizik kitabının “zaman” bahsinde anlatır. Ve bunlara tek tek cevap  vereceğini belirtir.
İbn Rüşd felsefesinde zaman doğrudan kavranacak tanımlanacak bir konumda değildir. Zamanı  ancak yer değiştirme hareketi ile var olan benzeyişinden, teşbihinden idrak edebiliriz. Aristo’nun  eserlerini, onun kendi düşüncesine sadık kalarak şerhettiği için islam âleminde “eş-şarih” olarak  bilinen İbn Rüşd, zaman konusunda da Aristo’nun düşüncelerine benzer fikirler sunmuştur. İlk çağ  filozoflarından Zenon’un hareketin olmadığına dair geliştirmiş olduğu paradokslara karşı Aristoteles  değişimin ve hareketin olduğuna dair karşı açıklamalar yapmıştır. Bu izahlar sonucunda zamanı  değişim ve hareketle ilişkilendirmiştir. Zamanı değişimin sayısı olarak görmüştür. Bu bağlamda  zamanı hareketle var olan değil bir başına var olan, doğayla ilintili gerçeklikleri yakalayan bir tür  sistem olarak görmektedir.
 İbn Rüşd’ün zamanı tanımlaması da bu açıklamadan çok farklı değildir.  Zaman, hareketin sayısını ölçen bir işleve sahiptir. Bu işlev hareketsiz zamanın olmayacağı anlamını  taşımamaktadır. Hareket de zaman gibi insan idrakinden bağımsız olarak vardır.
İbn Rüşd Gazali’ye cevap olarak yazdığı Tutarsızlığın Tutarsızlığı kitabında eleştirilerin ardından  kendi fikrini de beyan etmektedir. Herakleitos’un “aynı nehre girenlerin üstünden her an yeni sular  akar” sözünü andırır şekilde İbn Rüşd, birbirine benzer iki özelliğin aynı zamanda olmaması ile ayırt  edilebileceğini eserinin irade bahsinde vurgulamıştır. Bu bağlamda İbn Rüşd’ün zamanı an olarak  gördüğü ve anları zamanı sayan bir ölçü birimi olarak gördüğünü çıkarabiliriz. Zaman konusunda  savunmuş olduğu fikirlerin en belirginlerinden biri de “zamanın sınırlı bir süreye sahip bulunduğunu ve  büyüklüğünün de sonlu olduğunu” söylemesidir. Ardından yaptığı açıklamada İbn Rüşd, “büyüklüğün  bir bütünü bulunduğu halde zamanın böyle bir bütünü olmadığından” bahseder. Buradan anlaşıldığı  kadarıyla İbn Rüşd zamanı sonsuz olarak görmemektedir. Sonlu bir şeyin ise mutlaka başlangıç  noktası olmalıdır. Fakat bu konuda kesin bir yargıdan kaçınarak bir bütünlüğünün olmadığından  bahseder. Bütün olmayan bir nesnenin başlangıç noktası hakkında kesin bilgi elde edilemez. Bu  çıkarımları desteleyecek mahiyette yaptığı bir açıklamada ise açık olarak zamanın başlangıcının  bilinmediğinden bahseder.
İbn Rüşd bu konuyu Tehafütü’l Tehafüt’de “önce ve sonra” kavramlarının  zamana göre algılanışından yola çıkararak temellendirir. Önce ve sonra kavramların şu ana oranla bir  anlamı olduğundan söz eder. Âlemin varlığı için her hangi bir zaman başlangıcından mümkün olmadığını iddiasını böylece gerekçelendirir.
Gazali’nin Filozofların Tutarsızlığı isimli eserinde  bahsetmiş olduğu gibi, âlemin yaratılışı iki farklı noktada ele alınır. Bunların biri zaman bakımından  yaratılış, diğeri ise öz bakımından yaratılıştır. Gazali’ye göre, Allah’ın âleme ve zamana olan  önceliğinin öz bakımından değil, zaman bakımından olduğu amaçlanırsa, o takdirde âlemin ve zamanın  varlığından önce âlemin yok olduğu bir zaman bulunurdu; bu durumda zaman sınırsızdır denir. Zaman,  hareketin ölçüsü ise o halde âlemden önce hareket vardır. Âlemden önce hareket varsa nesne de var demektir.
Gazali’nin savunduğu bu görüşe İbn Rüşd geçersiz nazarı ile bakar. O, bu noktada Allah  için zamanın söz konusu edilememesinden söz eder ve “oysa âlem için zamanda bulunmak söz  konusudur,” der. İki özünde var olabildiğini ve bu var olan şeyler neticesinde hayal gücünün üçüncü  bir şeyin varlığını, yani zamanı gerekli görüyorsa da gerçekte böyle bir şeyin varlığının olduğu  söylenemez, diyen Gazali’ye karşı İbn Rüşd, bunun “çirkin bir yanıltmaca” olduğunu beyan eder.  Öncesiz varlığın zamanla nitelenmeyen olduğunu, tabiatında hareket olan varlığı ise zamandan ayrı  düşünülmeyeceğini ifade eder. Bu bağlamda İbn Rüşd, ezeli varlık olan Allah’ın zamanla bir  tutulmayacağını, yani zamansal ifadeler ile açıklanamayacağını anlatmak istemektedir. Ayrıca burada  zamanı hareketten ayrılmayan, hareketle özdeşleşmiş bir kavram olarak ele aldığını görmekteyiz.
İbn  Rüşd zaman fikrini delillendirirken, “bu şey vardı, şu şey yoktu” cümlesinde geçen “var” ve “yok”  kelimelerinin anlam kazanması için üçüncü bir anlamın yani zamanın olması gerektiğinden bahseder.  Eğer zamanı yok sayarsak “var” ve “yok” kavramları arasında bir farkın olmayacağını dile getirir.  Fakat bu karşılaştırmanın Allah ve âlem arasında gerçekleşemeyeceğini vurgular. Âlem için zamandan  bahsedebilirken, Allah için böyle bir şeyden bahsedemeyeceğimizi bir kez daha vurgular.
Bu  açıklamalar, Aristoteles’in “Metafizik” kitabı üzerine yaptığı şerhte belirttiği “zaman cevherin üzerine  kurulmuş semavi bir cirmdir” sözünü destekler mahiyettedir. İbn Rüşd zamanı bütüne sahip bir cisim  olarak görmemektedir. Ona göre zaman hareketin olduğu cevher üzerine kurulmuştur, fakat zamanın  durum ve bütünlüğü yoktur.
İbn Rüşd zamanın hareketle olan bağlantısını, hareketi kabul eden varlık üzerinden giderek açıklar.  Hareket ve zaman arasındaki ilişkiyi zorunlu görmektedir. Ancak hareketi kabul etmeyen varlık için  zaman imkânsız hale gelir. Ne hareketin ne de zamanın ortadan kaldırılabilecek şeyler olmadığını açık  bir şekilde ifade eder.  Ayrıca “başlangıcı bir başka zamanın sonu olan bir zamanı düşünmek mümkün  değildir” diyerek “an” üzerine kurulu bir zaman mefhumu oluşturur. İbn Rüşd’de göre “an” geçmişin  sonu ve geleceğin başlangıcı olan şeydir.
Sonuç olarak İbn Rüşd’ün zaman hakkında ki fikirlerine detaylı olarak ancak Gazali’nin eleştirilerine vermiş olduğu  cevaplar üzerinden varabiliyoruz. İbn Sina’nın fizik kitabında zaman hakkında bir bahis olmasına  rağmen İbn Rüşd böyle bir konu için özel olarak başlık açmamıştır. Bu durum ulaştığımız sonuçlar için  önemlidir. Aristoteles şarihliğinin zaman fikri üzerinde de etkili olduğu ulaştığımız önemli sonuçlardan  biridir. Meşşai gelenek içerisinde yer alan diğer filozoflar gibi İbn Rüşd de zamanı, hareketi ölçen bir  ölçü birimi olarak görmektedir. Giriş kısmında bahsettiğimiz üzere feleklerin dönüş sayıları olarak ya  da Gazali’nin söylemiş olduğu şekilde hayal gücüne dayalı vehmi bir şey olduğunu söylememiştir. İbn  Rüşd felsefesinde daha çok zamanın âlemden önce ya da âlem ile birlikte yaratılmış olma meselesi  üzerine durulmuştur. Fakat İbn Rüşd zamanın âlemden önce var olma fikrine hep mesafeli kalmıştır.  Buna İbn Sina’nın zaman konusunda yaptığı açıklamaları güç olarak görmesinde de şahit olmaktayız.  Çünkü İbn Sina’nın zaman tanımında âlemden önce zamanın varlığı fikrine gidilebilecek açık noktalar  görmektedir. İbn Rüşd zaman hakkında yapmış olduğu her açıklamayı âlemin yaratılmış olmasıyla  beraber ele alır. Allah’ın varlığına ya da özüne değen her açıklamaya anlaşılması güç ya da doğruluk  payı olmayan fikirler olarak bakmıştır. Zamanı başlangıcı olan bütünden ayırır. Bu noktada zamanı  apayrı bir yere koymaktadır. Nesnenin bir özelliği olan büyüklükle eş tutmasının yanında başlangıcı ve  sonu bilinen bütünden de ayırmaktadır. Zamanın varlığından asla şüpheye düşmeyerek varlığı onun  felsefesinde sabittir. Ancak zamanın varlığı zihinle algılan bir varlıktır. Zihinle algılanması meselesini de  öncelik ve sonralıkla açıklamaktadır. Öncesi ve sonrası olan bu zihni faaliyetin, ‘an’dan ibaret  olduğunu vurgulamaktadır. An hakkında açıklama yaparken matematiğin konusu olan nokta ile bir  benzetme yapan İbn Rüşd, nokta ile anı asla bir tutmaz. İkisi arasındaki fark, büyüklük ile bütün  arasında yaptığı ayrımdan çıkarılabilir. Allah’ın varlığının öncesizlikle açıklanamayacağı fikrinden  dolayı bu konuyu zamanın dışında tutmuştur. Âlemden öncesi hakkında yürütülen akıl yürütmeler de  Allah’ın varlığına dayandığından, zaman konusunda yaptığı tüm açıklamalarının sonunda konunun  âlemin içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. Yani İbn Rüşd, zamanı âlem ile birlikte var  olduğu, hareketin bir ölçüsü, sayısı olduğu ve varlığının zihni bir faaliyete dayandığı görüşündedir.  Ayrıca zamanın anla, öncesi ve sonrası olan bir birimle anlam kazandığını vurgulamaktadır. Hareket  olmadan da zamanın var olacağından, ancak zamanın hareketle ölçülebildiğinden bahsetmektedir.  Ashab-ı Kehf’te olduğu gibi hareketsiz olarak geçen zamanın yavaş geçmiş hissi uyandıracağı lakin  yokluğuna kanıt olmayacağını da dile getirmektedir.
Kaynakça
1. İbn Rüşd. Tutarsızlığın Tutarsızlığı. Çeviren Mehmet Dağ, Kemal Işık. Samsun: Ondokuz  Mayıs Üniversitesi Basımevi, 1986.
2. Blake, Stephen P. Erken Modern İslamda Zaman. Çeviren Ercan Ertürk. İstanbul: Alfa  Yayınları, 2017.
3. Kutluer, İlhan. “Zaman” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 44: 111-114.  Ankara: TDV Yayınları, 1989.
4. Yetim,  Muhammed. “Klâsik İslâm Düşüncesinde Zamanın Hakikati Meselesi.” İstanbul  Müftülüğü Dergisi, sy. 32 (2017): 30-34.
5. İbn Sina. Fizik. Çeviren.  Muhittin Macit, Ferruh Özpilavcı. İstanbul: Litera Yayıncılık,  2014.
6. Bardon, Adrian.  Zaman Felsefesinin Kısa Tarihi. Çeviren Özgür Yalçın. İstanbul: Türkiye  İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.
7. Dürüşken, Çiğdem. Antikçağ Felsefesi. İstanbul: Alfa Yayınları, 2016.
8. İbn Rüşd, Metafizik Şerhi. Çeviren Muhittin Macit. İstanbul: Litera Yayıncılık, 2017.


Kategoriler:Düşünce ve Bilim Üzerine

Etiketler:, , , ,

2 replies

  1. Harika bi yazı olmuş

    Beğen

Trackbacks

  1. İbn Rüşd’de Zaman Mefhumu — MEFHUM DERGİ | tabletkitabesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: