Medreseden Üniversiteye: İki Cihan Aresinde

resim

Henricus de Alemannia, Paris Üniversitesi’nde ders verirken… Heinrich devrin arabî modası beyaz sarığı ile ders vermekte ve talebelerden bazılarıda da sarığa benzer kırmızı serpuş giymişler. (Minyatür: Laurentius de Voltolina (14. yy.))

 

 

Hızlı adımlarla toplantı odasına doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde merakla beklendiğimi fark ettim. Kısa süren sohbetten sonra ayağa kalkarak daire şeklini aldık; Dekan gerçekleşecek programı kısaca izah etti. Akşam yemeğini müteakiben konuşma yapacağımdan kendimizi tanıttık. Siyah cübbeler giyildi, en önde Dekan, akabinde rütbeye göre akademisyenler salona vardık. Hocalara tahsis edilen masaya doğru ilerlerken öğrenciler ayakta bekliyorlardı. Sandalyelere tutunarak dua edildi. Yemeğin başladığını haber veren bir tokmak sesiyle irkildim. Konuşma sonrası programı nihayete erdiren tokmak sesiyle tekrar ayağa kalktık; bazıları bir inanca mensup olmasa da yeniden dua ettiler. Aynı sıra halinde salondan ayrıldık.

21. yüzyılda bir İngiliz Üniversitesinde asırlardır muhafaza edilen bu geleneği tecrübe ederken, 11. yüzyıl Bağdat Nizamiyesini hayale daldım. Yine bir cuma günüydü, bir meftuhane miydi acaba? Ayakta bekleyen talebelerin oluşturduğu daireyi tamamlamak üzere merkeze doğru Hoca yürümekteydi. Daha sonra yemekler yendi ve dualar edildi… Mavi sarığı ve siyah cübbeyi kuşanmış bu Alim, önünde açılı duran metni şerh edecekti. Bir başka hayal ikliminde kendimi 13. yüzyıl Paris Üniversitesinde buldum. Magister sınıfa geldi, önündeki rahleye kitabı serdi, derse başlamadan önce sarığını sardı. O uzun kumaşın sarılışını bir şafak vaktinin uykusuzluğuyla talebeler seyrediyordu. Aristo metnini şerh edecek üstadın, büyük şarihlerin (sarazen üstatların) giydiği gibi giyinmesi adettendi. Nihayetinde Paris entelektüeli, İslamî tefekkürden devşirilen meseleleri daha halledememişti. Pek çoğumuzu duygusal coşkunluğa erdiren bu vakıadan, gerçeklik dünyasına uyandım. Ardında bir hüzün bırakan hayaller tükendi, yalnız bir sorular kaldı zihnimde, orta çağ medresesinden modern üniversiteye, biz neredeydik?

Üniversitelerin kuruluşunda medreselerin etkisi var mıdır? Daha hususi bir soruyla, günümüz Oxford kolejlerinde sürdürülen geleneğin köklerini, Karaviyyin’den Nizamiye’ye medreselerde bulmak mümkün müdür? Üniversite tarihçileri arasındaki en önemli tartışmalardan birisi de bu özgünlük meselesidir. W. Rüegg, Ortaçağ Avrupasında medreselerden etkilenilse de içerik ve yapı itibariyle üniversitelerin farklı niteliğe sahip olduğunu söyler. G. Makdisi ise üniversitelerin özgünlüğü hususuna iştirak etmekle birlikte kolejlerin medreselerin etkisinde geliştiğini belirtir. Şüphesiz, Yunan akademyasından modern üniversitelerin gelişimine kadar, müslümanların hem kurumsal yapı üzerinde hem de eğitimin içeriğinde etkisi söz konusudur. Her ne kadar Reformlar ve Aydınlanma üniversitelerde kısmi dönüşümlere neden olmuşsa da 19. yüzyıl Prusya’sına gelene kadar köklü bir dönüşümden bahsedilemez. Bu da İslam etkisinde teşekkül eden orta çağ kurumunun moderniteye kadar devamlılığını koruduğunu gösterir. Yazının girişinde anlattığımız uygulamada da görüleceği üzere, hala medresenin izlerini bulabilmek mümkündür. Fakat insanlık tarihinin en hızlı değişimlerine sahne olan son iki yüzyılda, bir taraftan yeni bilimler teşekkül etmiş diğer taraftan bilimin zihniyetinden faaliyetine kadar hemen her alanında farklılaşma yaşanmıştır.

Üniversite, coğrafya ve kültür farklılıkları gözetmeksizin evrenselleşebilmiş yegane kurumdur. Bu o derecedir ki, batı karşıtı söylemi esas alan bir düşünce dahi bilimsel bir mesele olarak, yine batının şekillendirdiği bir kurum olan üniversitede ele alınmaktadır. Bilim, anlamlandırması, tasnifi, usulü vs. hemen her veçhesiyle, neticede araştırmaya mevzu kıldığı meseleye dair bir bakış açısı vermektedir. Bu bakış açısının orta çağ medresesinde ki anlayışla da herhangi bir ilgisi kalmamıştır. Yalnızca bir meselenin ele alınış biçimi itibariyle değil, bir disiplin olarak hemen her boyutuyla farklıdır. Örneğin “tarihi bilmek”, modernite öncesi bir kimse için farklıdır; günümüz toplumsal kültürü bağlamında farklıdır, bununla birlikte bilimsel bir disiplin olarak yine farklıdır. Elbette o kültürü besleyen yine bilgidir ama üniversite bir konuya belirli bir yöntemle bakmak durumundadır.

İslam’ın Avrupa üzerindeki tesirini vurgulamamız, tarihimizle iftihar edelim maksadına dayanmıyor; bilakis bizi rahatsız edici şu tartışmaya davet ediyor: Bugün bilim ve meslek yeterliliği açısından tek otorite olan üniversitenin yapısını ve içeriğini sorgulamadan neden batıda olduğu gibi modelliyoruz? Köklerinde İslam etkisi olan, reform, sömürgecilik, aydınlanma, modernite vs. derken İkinci Dünya Savaşından sonra farklı bir yapıya bürünen ve hala değişmekte olan üniversitenin yalnızca belirli formunu esas alıyoruz. Bununla birlikte dünyanın farklı ülkelerinde farklı bilim geleneklerinden bahsedebilecekken, neden bizler bir uygulamayı tartışmasız otorite haline getiriyoruz.

Nasreddin Hoca misalinde olduğu üzere, kaybedilen iğneyi aydınlıkta arayışın huzurunu, karanlıkta arayışın huzursuzluğuna tercih ediyoruz. Halbuki kendimizi kaybettiğimiz yer yine kendi evimizden başka bir yer değil; bu arayış evde kalalım, sokağı, caddeyi bilmeyelim anlamına da gelmiyor.

Sorularla başladığımız ve çıkış yollarını bir sonraki yazıda tartışacağımız bu makaleye İslami ilimler üzerinden bir örnekle son verelim. İslam’ın daha ilk çağında kendine özgü ilim sahaları teşekkül etmiş ve ilmin nasıl tahsil edileceğine dair usul de aynı gelenek içerisinde gelişmişti. Fakat günümüzde İslami ilimlere vukufiyetini yahut dini vazifeyi deruhte etmesini beklediğimiz kimseyi tabii tuttuğumuz kıstas üniversite diplomasıdır. Pekala batı medeniyetine özge bir kurum olarak evrenselleşebilmiş ve dahi kendine has bir ilim geleneğine sahip olan İslam medeniyetini de nesneleştirmiş olan “üniversite”; bununla da yetinmeyerek bu medeniyete ait toplulukların kendilerini anlamlandırmaları üzerinde de hakim bir otorite haline gelmişse… ne denilebilir?

Hiç kuşkusuz, yalnız cephede kazanılan savaş değil, fikri ve gayeyi esir etmektir büyük zafer. Maddi imkana yeniden kavuşulduğunda yenilgi bertaraf edilebilir; fakat istila edilmiş bir zihniyetten “diriliş” beklenemez.



Kategoriler:Düşünce ve Bilim Üzerine

Etiketler:, , ,

1 reply

  1. Böyle kıymetli , içten ve aydınlatıcı bir yazı için teşekkür ederim. Ziyadesiyle istifade ettim. Lakin madem üniversite reformunda(daha önceki yaziniz)ve orta-çağ üniversitelerinden mevzuu açıldı. Buradaki bilgi yetkinliğinize binaen bir soru sormak istiyorum. Üniversitelerin akıbeti ne olacak ? İlerleyen dünyada üniversiteler neye hizmet edecek ? Bilgi sosyoloji bağlamında en yüksek epistemik cemaat konumundaki üniversiteler, ilerleyen zamanlarda “patronaj” ilişkiyle mi çalışacak ? Zira gidişat onu gösteriyor. Para kazandırmayan bölümlerin akıbeti kapanmak mi olacak ? Bundan kaçamayız bu çok açık bir olgu. Olgudan kastim şudur ki: sosyolojik ve siyasal olarak para artık herşeyi yönetmeye ve egemen olmaya başladı. Ve galiba üniversitelere artik rektör değil de cio atanacak. Bu cio senelik ya da aylık hasılata göre bölümlerin kaderini belirleyecek gibi bir olgu gözlemliyorum ilerleyen zamanlarda. Bilmem katılır misiniz ? Lakin belki haddime değil ama bir rica olarak hocam “ilerleyen zamanlarda acaba üniversiteleri bekleyen yeni reformlar mı var ?” Sorusuna dair bir deneme ya da makale yazarsanız ben ziyadesiyle memnun olurum. Emr-i vaki yapmak haddime değil yanlış anlatmak istemem kendimi. Lakin buna dair aydınlatıcı bir bilgi paylaşırsanız sevinirim.
    Teşekkür ederim, saygılarımla..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: