Haftasonu

Yozgat
Bir Hafta Sonu
Mustafa:
Uzun bir yolculuktan sonra otobüs tanıdığım, aşina olduğum yollara gelince ben de memleketime yaklaştığımı anlıyorum. Buradan sonra sağ salim gelmiş olmanın getirdiği keyifle etrafı seyretmeye başlıyorum. Pek bir değişiklik gözükmüyor. Şehrin ana caddesinde bir iki dükkân değişmiş, o kadar.
Daha sonra otobüs terminale doğru sapıyor. Bitmek bilmeyen yol çalışmaları. Ve terminal. Bekleyen otobüsler, telaşlı kalabalıklar. Duracağımız perona yaklaşıyoruz. O sırada bizi bekleyenler de kıpırdanmaya başlıyor.
Otobüs tıslayarak duruyor. Arkamdaki birkaç yolcunun “geçmiş olsun”, “çok şükür” şeklinde mırıldanmalarını duyuyorum. İnsanlar oflayarak kalkmaya, yavaş yavaş inmeye başlıyor. İnen birkaç kişi bacaklarını esnetiyor. Bazıları bavulların olduğu yere yönelirken bazıları da yakınlarıyla konuşmaya başlıyor.
Yavaş yavaş iniyorum. Beni bekleyen yok. Onlara sürpriz yapacağım. Kalabalığı yararak çantamı almaya gidiyorum.
Dolmuşa binmek için terminalden karşıya geçiyorum. Şoför önce beni görüyor ancak çantamı görünce yüzü biraz asılıyor. Çantayı buraya getir, diyor. Çantayı vites kolunun arkasına koyuyorum.
Evimin önünde iniyorum. Apartmana doğru bakıyorum. Dış kapıdan içeri giriyorum. Numaralara bakıyorum ve babamın isminin olduğu numaraya basıyorum. Hoparlörden annemin sesi geliyor, “Kim o?”
“Benim.” diyorum. Şaşırıyor. “Kim peki?”
Yine “Benim.” diye cevaplıyorum. Otomatiğe basarken annemdeki huzursuzluğu hissedebiliyorum. Merdivenleri hızla çıkıyorum. Onlara sürpriz yapacağım. Annem beni görüyor. Önce bir şaşırıyor. Sonra gözleri parlıyor, gülümsemeye başlıyor: “Mustafa! Sen miydin?” Birbirimize sarılıyoruz.
Anne:
Keşke Mustafa geleceğini önceden söyleseydi, bir şeyler hazırlardım. Evde yemek de yok şimdi. “Aç mısın?” diye soruyorum. Dalmış, camdan dışarıyı izliyor. Soruyu sormamla birlikte irkiliyor. Bir süre duraksıyor. “Aç değilim anne.”
İki yumurta kırıyorum. Yumuşak bir ses tonuyla, “Zahmet etmeseydin.” diyor. Sonra iştahla yemeye başlıyor. O yemeğini yerken ben dışarıyı izlemeye başlıyorum. Bu sırada konuşuyoruz.
-Nasıl, oralarda rahat edebildin mi?
-Nasıl olsun anne… İlk başta zorlanıyorsun tabii. Şehri bilmiyorsun. Üniversite nasıldır bilmiyorsun. Ama sonra alışmaya başlıyorsun.
-Orada neler farklı?
-Pek çok şey. Mesela komşular buradakiler gibi değil. Bir şey getirsen sana şüpheyle bakıyorlar. Kimse kimseyi tanımıyor. Çok kalabalık. (Ekmeği yumurtaya banıyor) Oranın ekmeği bu ekmek kadar güzel değil mesela. Markalar hep farklı. Büyük mağazalar daha çok. Hayat daha pahalı. Ama gezip görecek çok yeri var. Sineması, tiyatrosu da daha çok…
-Ev arkadaşların nasıl?
-İyiler. İyi anlaşıyoruz. Hepsi zaten okuldan arkadaşlarım.
-Dersler nasıl gidiyor?
-İyi, fena değil… Ama bir dersten kaldım. O da nasıl çalışacağımı bilemediğimden. Yazın bütünlemeye gireceğim.
-Neyse, sen zaten yaparsın, diyorum.
Yemeğini bitiriyor. Sahanı alıp lavaboya yöneliyorum. Biraz su döküp deterjan damlatıyorum. Bu sırada Mustafa ellerini bacaklarının üstüne koymuş dışarıyı izliyor.
“Üstünü değişsene, şöyle bir rahat et. Evine geldin hala dışarıda giydiklerinle oturuyorsun.” diyorum. Üstüne bakıyor, gülümsüyor. Doğru ya, diyor. Üstünü değiştirmeye odasına gidiyor.
Mustafa:
Ertesi gün babamın dükkânına gidiyorum. Dükkân “L” şeklinde uzanıyor. İki koridorun eklemlendiği yerde babamın yazıhanesi var. Orada oturuyorum. Babam yanımdaki taburede oturuyor. Sessizce sigarasını içiyor, sigarası bitince sigarasını masanın üzerindeki çaydanlığın içinde söndürüyor. Arada bir çay geliyor.
Çaylarımızı bitirdikten sonra dükkânı bir sessizlik kaplıyor. Sessizliği bozan ben oluyorum:
-Murat nerede?
-Bugün ona izin verdim.
-O ne yapıyor?
-Bazen arkadaşlarıyla görüşüyor, geziyor…
-Hep böyle izin alır mı?
-Murat’ı bilirsin. Ona istemediği bir şeyi yaptıramazsın.
-Peki sınava girecek mi? Çalışıyor mu?
-Bilmiyorum. Girmez herhalde, okumaya pek gönlü yok. Onu bilirsin, diyor.
İki koridorda da yerin iki yanında mallar duruyor. Uzun koridorda her iki yanda çatal bıçak ve ucuz porselen takımları gelen müşterilere eşlik ediyor. Kısa olan koridorda bıçaklar, süpürgeler, muşambalar ve benim sayamadığım daha pek çok şey duruyor. Gelen müşteriler, eğer tanıdık değillerse, önce her tarafa hayretle bakıyorlar. Daha sonra yazıhanede oturduğum için bana bakarak soru soruyorlar. Daha sonra babam onlarla ilgileniyor. Var olmasına ihtimal vermediğim bir şey bir anda çaydanlıkların arasından veya çatal bıçak takımlarının içinden çıkıveriyor.
Günüm böyle geçip gidiyor.
Akşam yemeğe oturuyoruz. Murat da bizden hemen sonra soluk soluğa eve geliyor. Eve gelirken koşmuş gibi. Hepimize selam veriyor. Yemeğe oturuyor.
Annem günümüzün nasıl geçtiğini ve Murat’la benim dükkânda neler yaptığımızı soruyor. Murat’ın olmadığını ve babamın bugünlük ona izin verdiğini söylüyorum. Bu arada Murat bana ters bir bakış atıyor. Annem memnuniyetsizliğini gösterircesine dudaklarını büküyor. Murat’a, yine o kızın peşinden gidip gitmediğini soruyor. Murat’ın yüzü bir anda kızarıyor. Kan beynine sıçrıyor. Kaşığını bırakıyor. Onu sevdiğini, onu bırakmayacağını ve annemin kendisini anlamadığını haykırıyor. Masaya vurup odasına gidiyor.
Annem, Murat odasına doğru giderken ona doğru bakıyor. Gözleri yaşlı, gülümsüyor. Bakışlarından, o anki kırgınlığına rağmen ona olan sevgisinin hiçbir zaman tükenmeyeceğini anlıyorum. Babam, Murat’ın odasına doğru gidiyor. Ben sessizce çorbamı içmeye devam ediyorum.
Anne:
Bugün kendimi pek iyi hissetmiyorum. Dünkü hadiseden olabilir, bilemiyorum. Ama Murat hep farklıydı. Sebebini bilmiyorum, ama farklıydı. Mustafa çok iyi bir çocuktu. Bir anne çocuğunun nasıl olmasını isterse öyleydi. Ama Murat farklıydı.
Ben yemek yapıyorum, Mustafa da masanın bir köşesine geçmiş dışarıyı izliyor. Konuşuyoruz.
Konuşurken laf arasında ona “Paran var mı?” diye soruyorum. Bir an duraksıyor. “var anne, sağol.” diyor. Mustafa’ya doğru eğiliyorum. Halbuki evde bizden başka kimse yok.
“Paraya ihtiyacın varsa söyle.” diyorum. “Yok anne sağol.” diyor, sonra mahcup bir şekilde sağına soluna bakıyor.
“Babama söyleyebilir misin?” diyor.
Baba:
Niye fabrikaya ortak mı olacakmış ne yapıyor bu orada işçilerin parasını mı ödememiş vergi borcu mu var neyi var yurtta da kalmıyor evde kalıyor parasını ben veriyorum neymiş yurt rahat değilmiş bu orada ne yapıyor gezip tozuyor mu Allah bilir neler yapıyor kimlerle vakit geçiriyor biz onu bunun için mi oralara yolladık ama ben söylemiştim burada okul mu yok hem bizimle kalırsın hem de okulunu okursun diye ama yok orada okuyacakmış oradaki daha iyiymiş ne farkı varsa sanki ama onun derdi başka ben biliyorum ben biliyorum…
Mustafa:
Akşam gözümü bir türlü uyku tutmuyor. Odamın kapısı hafif aralık, koridordan sarı bir ışık odama sızıyor. Koridorun duvarında iki gölge uzayıp birbirine karışıyor. Bu sırada babamla Murat’ın konuşmalarını duyuyorum.
-Paran var mı?
-Yeteri kadar var baba, sağol.
-Al sen şunu.
-Gerek yok baba-
-Al şunu, genç adamsın, cebinde bulunsun.
-Ama-
-Al, al! İnce işler nasıl gidiyor? (Gevrek bir şekilde gülüyor.)
Anne:
Sana ne Murat’ın aldığı paradan! Alır, almaz, sana ne! Kardeşler arasında hinlik yapma!
Mustafa:
Bugün gidiyorum. Sabah kahvaltı yaptıktan sonra Murat ve babamla vedalaştık. Onlar çıktılar, ben de kahvaltıyı bitirdikten sonra çantamı hazırladım. Hazırladıktan sonra çantayı kapının kenarına koyarken kapının yanında gazete sarılmış birkaç kavanoz ve bir kutu gördüm. Bunlar benim için sanırım. Annemle de vedalaşıyorum ve çantamı ve annemin hazırladıklarını yanıma alarak çıkıyorum.
Gelmekle hata mı ettim bilmiyorum. Liseyi yatılı okudum. Şimdi de başka şehirde okuyorum. Uzaktayken, bir ailem olduğunu ve bana her zaman destek olacaklarını düşünürdüm. Bu düşünce beni hep avuturdu. Şimdi ise insanın, sevdiği ne kadar çok olursa olsun eninde sonunda tek başına olduğunu anlayarak geri dönüyorum.


Kategoriler:Öykü

Etiketler:, , ,

5 replies

  1. Güzel bir öykü devamını bekleriz

    Beğen

  2. Biraz hızlı mı ilerliyor olaylaR ? devamı mutlaka gelmeli çok güzel

    Beğen

  3. Tiyatro eserine de benziyor biraz daha genişletilse belki biraz teknik de girse tiyatral bir metin olabilirdi

    Beğen

  4. Oldukça başarılı. Yalnız olay heyecanı yaşayamadım. Sanırım tarz ile alakalı diğer öykülerinizde de benzer bir hava his içine girdim

    Beğen

  5. Devamını okumak isterim, sürükleyiciydi. Tebrikler

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: