Bilimsel Bilgiden Ne Kast Edilmektedir? (Bilimsel Bilginin Önemi Yazı Dizisi-4)

bilimsel bilginin ehemmiyeti 4
Önceki yazılarda da izah ettiğimiz gibi bilmek bir şeyi bilmektir. Bu noktada bilme işlemi; varlık, düşünce ve dil üçlü paradigması bağlamında ele alınmalıdır. Buradan hareketle günlük hayatta birçok defa “biliyorum” tabirini kullandığımız zaman aslında şunu demek isterizdir: “Benim dediğim şey doğru, kesin ve geneldir.” Yani tartışmaya açık bir alan olmayıp, herkes bunu kabul etmek zorundadır. Zira söylediğim şey kanıtlanabilir, test edilebilir ve gerekçelendirilebilirdir. Burada şuna dikkat çekmekte fayda görüyorum. İlla bir şeyin var olduğunu savunmak zorunda değilsiniz onun yok olduğunu da savunabilirsiniz. Yeter ki ağzınızdan çıkan “ben biliyorum” ifadesi test edilebilir, yani herkes tarafından kabul edilebilir olsun.
Burada haliyle sizin dogmatik mi rölativist mi yoksa nihilist mi olduğunuzun değil dediklerinizin ne kadar kabul edilebilir olduğunun bir önemi var. Bunun aksine “sanıyorum, inanıyorum, kanaatteyim” gibi tabirleri kullan birisi ise “herkes benim gibi düşünmek zorunda değil. Zira benim dediklerim sadece beni bağlar. Çünkü genel, kesin ve doğru olmayabilir.” demek istemektedir. Burada şunu ifade etmekte fayda var; bilgi felsefesinin amacı aslında insanlara eleştirel düşünceyi öğretmek, böylece insanların sorunlarını daha kolay çözmesini sağlamaktır. Bu bağlamda bilgi felsefesi aslında bir teori üretme işlemidir. Zira teoriler problemleri aşmak için geliştirilen açıklama modelleridir.
Teoriler bizi daha ileriye taşır. Burada teori ile ilgili şuna değinmekte fayda görüyoruz. Bir ucu hurafe diğer ucu ise hakikatte olabilir. Teoriler ancak bir delilden ve karineden neşet ederse değerli olabilir. Aksi takdirde, itibara alınıp tartışma konusu bile yapılmaz. Büyük patlama ve evrim teorileri buna güzel birer örnek olabilir. Lakin bunlarda sonuçta birer teoriden ibarettir. Bu iki teori bir dogmatik inanç haline getirilerek olmazsa olmaz bir şekilde savunulmamalıdır. Kanun olmadıkları için yani bilimsel olarak ispata muhtaç oldukları için kimse kabul etmek zorunda değildir.
Bilim alanları temel olarak fen bilimleri ve sosyal bilimler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Fen bilimlerine örnek olarak biyoloji, fizik, kimya gibi alanlar örnek verilebilir. Sosyal bilimlere ise tarih, felsefe, ilahiyat gibi alanlar örnek olarak verilebilir. Yalnız son zamanlarda bir de uygulamalı bilimler adı altında üçüncü bir alan daha oluştu. Mühendislik ve tıp gibi daha çok pratik hayata dair konuların ele alındığı bu bilim dalları, uygulamalı bilimler alanında yer almaktadır. Fen bilimlerinin kanunlarını herkes kabul etmek zorundandır. Örneğin fiziğin bir yasası olan “yer çekim kanunu” ele alalım. Ben yer çekim kanunun olduğunu düşünmüyorum diyen kişiye, bunu test etmesi için yüksek bir yerden bir şeyi aşağıya atmasını ve gözlem yapmasını isteyebiliriz. Yere bırakılan cisim düşer!
Yukarıda bilimsel bilginin tanımını yaparken “benim dediğim şey doğru, kesin ve geneldir” dedik. Bunu fen bilimleri için anlamak kolayken, sosyal bilimler için anlamak o kadar kolay değildir. Aslına bakarsak, sosyal bilimlerin “bir bilim olup olmadığı” günümüzde bile tartışma konusudur. Bizim tespitimiz şudur; burada tartışmanın sebebi “Bilim nedir?” sorusuna verilen yanıtta gizlidir. Bilimi gözlem ve deneyle tanımlayanlar, sosyal bilimleri bilim olarak tanımlayamazlar. İlahiyat alanı bilimsel bir alan mıdır? Bilimi gözlem ve deneyle açıklayanların bu soruya verilecek yanıtları yoktur. Zira Allah’ı gözlemleyemez ve test edemeyiz.
Bilimin tanımını bu şekilde gözlem ve deneye dayandıran birisi mühendislik ve tıbbı bir bilim olarak değil de bir sanat olarak kabul edebilecektir. Zira tıbbın bir yasası yoktur. Tıp fiziğin, kimyanın ve biyolojinin alt yapısını ve yasalarını kullanmaktadır. Örnek verecek olursak yaşlandıkça insanın burnun ve kulağının sarkmasının izahını yer çekimini ya da oradaki hücrelerin kendini tekrardan tazeleyememesi olarak, aslında fiziğin ve biyolojinin yasalarını kullanarak, açıklayama çalışırız. Hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla ilgili yardımı kimyadan ve biyolojiden alırız. Bu bağlamda, tıbbın kendine ait bir yasası olmaması tıbbı bir bilimden çok sanat yapmaktadır. Mühendislik içinde durum aynıdır. Zira onlarda fiziğin alt yapısını kullanmaktadırlar.
Diğer taraftan bizim verdiğimiz tanımın aksine bilimin tanımını “benim dediğim şey doğru, kesin ve geneldir” şeklinde yapan birisi için sosyal ve fen alanlarını bilim alanı olarak kabul etmek hiçte zor değildir. Zira onlar bilimden “sistemli bilgiler bütünü” manasını anlarlar. Mesela tarih bir bilimdir. Zira bunun bir toplumda ve yaşantıda bir karşılığı vardır. Kesin olan bazı şeyler vardır. İlahiyat bir bilimdir zira bir kaynağı, usulü, doğru veyahut yanlış bir tutarlılığı ve her şeyden önce toplumda bir gerçekliği vardır. Bu bağlamda felsefe de bir bilimdir. Burada olmazsa olmaz koşul tutarlılıktır. Bunun için de mantık bilimi önemlidir.
Yukarıda sunduğumuz iki farklı bilim tanımının arasındaki farkı göstermek adına şu örneği vermekte fayda görüyoruz. İlahiyat fakültesinde tefsir alanı bir bilim midir? sorusuna bilimde kesinliği esaslar alanlar hayır, tutarlılığı esas alanlar evet diyecektir. Hayır diyenler Kuran’ın kendisinin bir bilim objesi olmadığı için yani inancın alanı olduğu için kesinlik arz etmemesi gerekçesini sunacaklardır. Ancak, burada hayır diyenler eğer Kuran’ın içindeki ayetlerin bilimin ifadeleri doğrultusunda izah edilmesine karşı çıkmayacaklardır. Evet diyenler ise Kuran ister kabul edilsin isterse kabul edilmesin, bunun bir tutarlılık ve bütünlük arz ettiğini delil gösterip bunu bilim olarak kabul edeceklerdir.
Bütün bu dediklerimizden sarf-ı nazar ederek, şunu ekleyelim. Bu tartışmada esas kilit nokta, doğa kavramı üzerinde tecelli etmektedir. Bir şeyi bilmek için öncelikle sorun tespiti yapmak zorundayız. Fen bilimlerinin temel sorunsalı ya da inceleme alanı evren, kainat ve tabiattır. İnsanlık bilimsel devrimle birlikte evrenin, doğanın nasıl çalıştığını keşfetmeye başlamıştır. Lakin insan doğasını esas kabul eden ve temel sorunsalı insan olan sosyal bilimler, bizim için bir muammadan ibarettir. İnsan doğasının yeterli düzeyde keşfedilememesi, haliyle sosyal bilimlere ilişkin iki farklı kutbun oluşmasına sebep olmaktadır. Burada tarih ve felsefe gibi sosyal alanları, yani insanla alakalı alanları, bilim olarak kabul etmek isteyen düşünürler bilimin tanımını yaparken “sistemli bilgiler bütünü” tanımı esas alacaklardır. Zira bu şartlar altında sosyal bilimlerin ilerlemesinin ve herkes tarafından bilim olarak kabul edilmesinin ancak ama ancak insan doğasının keşfedilmesine bağlı olduğu ve bu olmadığı sürece kesinlik olmadığı için tartışmanın bitmeyeceği ortaya çıkmıştır.


Kategoriler:Dil, Felsefe ve Bilim Üzerine

Etiketler:, , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: