Mehmetin Günlüğü

mehmetingunlugu,beyzanurarı  Uzunca bir yolculuğa çıktım, içimden saklı olanlarıma doğru… Tekrardan özgürce düşünebilmek için nelerimi vermezdim ki! Üzerine tonlarca beton inşa edilmiş bir İstanbul gibi kalbim. Asıl ruhunu kaybetmişliğimi şu uçan tayyareden bakınca anlıyorsunuz…
Kulaklarımı saran bir ses var. Bu ses ilk bakışta fevkalade bir teskinlik veriyor ruhuma, sonra bir de bakıyorum ki duyma yetim azaldıkça azalıyor. Özellikle kulağıma fısıldanan hakikatlere sağırım. Anlayışım körelmiş gibi hissediyorum. Benden bir şeyin koptuğunun farkındayım da onu tasvir etmeye ne mecalim var ne de hislerim safiyane bu kadar… Satır aralarında aradığım o şeyi henüz bulamamamın verdiği acı, Üsküdar da harem boyu Kızkulesi’ne yürürken gözlerimi yaşartıyor.
  Etrafımda beni anlamayan insanların varlığını hisseder gibiyim. Eskiden kalem kâğıtla yazdığım ve beni hafifleten şiirlerimi ne telefonumdan ne de bilgisayarımdan yazmaya güç yetiremiyorum. Bazen ara sıra haberlerde annesini kaybeden çocuğun yakarışları içimi yakıyor biraz. Ama hazır yiyiciliğim ve yapaylaşmış duygularım çok çabuk atlatıyor bu dramatizm diye yaftaladığı sahneyi. Arkadaşlarımla oturup bir mesele konuşmak istiyorum, bazı zamanlar hayatın boş olduğu zannına kapılıyorsam şayet, beni sımsıkı çevreleyen bu fuzuli kelimelerin ağızlarda yavanlaşmasıdır ruhumun tutsaklığına müebbet hükmü veren. Etrafımda koşuşan ve bir meseleye fikrini duçar etmiş adamlara şahit oluyorum. Merakımı giderme adına yaklaşmaya kalmadan yanlarına, döviz üzerine hesaplarla koşuşturduklarına ram oluyorum. Gayet muntazam odamın, kahverengiye çalan ahşap masasının üzerindeki kitapların çizdiğim satırlarına sürekli dönmem de monotonlaştı artık. Çünkü bir yazıyı ilk okurken aklımda çağrışan şeyleri ikince kez okumaya başladığımda da yanı başımda buluyorum. Memleketim hakkında hayaller kuruyorum. O zemheri soğuğunda dedemlerin mütevazı evinin bahçesindeki eskimsi masadaki çay yudumlayışımı hatırlamak dahi rahatlatıyor beni.
  Düşünüyorum da, sanırım kendi içimde bu kadar hayal kurmam beni gerçek hayatın dışına itiyor bir hayli. Bazı arkadaşlarım yanıma politika tartışmak için gelip de gözlerimdeki o hissiz sönüklüğü görünce bir daha yanıma uğramıyorlar. Oturup sıcak bir çay eşliğinde şiir üzerine konuşup hatta divan şiirini ikinci yeni şiire karşı savunmayı dahi kabul edebileceğim bir arkadaş bulamıyorum. Gerçi rüya ile hayalin farkını az çok biliyorum. Benim inandığım doğruların tanıdıklarım nezdinde genel kabul edilmemesi belki de tüm ayrılıkların başladığı yerdir. Kendi kimliğini Müslüman olarak belirten ve bu paydayı ön plana çıkaranlara bakıyorum, ilk bakışta gördüğüm dağ misali iradeler birazcık menfaat karşısında çözülünce ruhuma bir darbe de buradan yiyorum.
  Kendimi bu kadar sınırsızlık içerisinde birkaç kelime, sıfat, cümleyle tarif etmeye kalkışsam, modern çağın hissizliği hayatına zorla hakim kıldığı, güzellik adına her şeyi ise yasak kılınmışta aramaya zorladığı, ruhuna kilit üzerine kilit vurulmuş, erken yaşlanmış bir genç der geçerim herhalde. Evet, rahatsızlığımın farkındayım da hangi doktorun beni tedavi edebileceğine emin değilim. Bekliyorum beni yeniden tutsak edilmiş ruhumla kavuşturacak kişiyi…


Kategoriler:Öykü

Etiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: