İnsanlığın Hakikat Arayışında Bir Numune-i İmtisal Olarak Gazâlî ve el-Munkiz’i

Gazzali
“Hakikat aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır” Beyazıd-ı Bestami
İnsanın hakikat arayışı, hangi sorunu öne çıkarırsa çıkarsın, “mutlak hakikate” ulaşmak gayesine varır. İnsanlar arasında hakikat tasavvurundan kaynaklı farklar olmasını paranteze alırsak, her doğan nâtık bir şekilde bu arayışta kendine pay alanı bulmuştur. Hz. İbrahim’in, Hayy b. Yekzan’ın ve daha birçoklarının arayışında aradıkları kadar kıymetli bir şey varsa o da onu arama serüvenleridir. Bunun muhalifi ise hakikati paketlenmiş olarak elde ettiğini sanma ve bununla beraber onu aramadan bulmanın rahatlığıyla istirahate çekilmektir.
Fakat hikâyelere konu olan bu yolda çekilen çilenin kutsallığıdır. Hatta Antik Yunan’da bu serüvene dair birçok hikâyeden bahsedilir. Bunlardan en çok bilineni Sokrates’in idam günü söylediği son sözde saklıdır. Hikâyeye göre Sokrates, Antik Yunan’daki insanlarla aynı arayışta olmadığını kabul ederek, zehri içmeyi tercih eder. Fakat hikâyeyi daha ilginç kılan bir şey vardır. O da içtiği zehrin etkisiyle tüm vücudu soğumasına rağmen son bir cümle söyleyerek gözlerini yumar: “Asklepios’a bir horoz adadık, onu kesmeyi unutma”1  Kitaba göre bu borç, Platon’a emanet ettiği hakikattir. Aslında burada Platon bu hakikat arayışının hiç bitmeyeceğinin bir ifadesi olarak tüm insanlığı temsil eder.
Hakikat arayışı hiç şüphesiz her dönem hikâyelere konu olabilecek kadar evrensel bir meseledir. Hatta bu arayış son insan var olana kadar sürecektir. Çünkü insan olma gereği herkes bir varlık heyecanı taşır. Bu heyecan, varlığı ve var olanı tanıma güdüsü ile irtibatlıdır. İnsan mağaradan çıkınca tahtı gördü. Fakat ona oturamadı. Sonra ayet geldi “er-Rahman arşa istiva etti.”2 Nitekim insan o tahtı gördüğü için aradı. Yine insan arayışa başladı. Bu sefer arayışının sebebini Simurg’un düşen tüyünde buldu. Bu tüye hayran olan insan bilmek istedi. Daha önce görmediği, kendisinde bilgisi olmayan şeyi aramadı zaten insan.  Zihninde var olanı aramak istedi. Hayran kaldığı Simurg’un tüyünü bilmeseydi başlayacak mıydı bu yolculuk?
İslam dininde ise nihai hakikat Kenz-i Mahfi olan Allah’tır. Allah ise felsefedeki hakikatten farklı olarak pasif değil, etkindir. O bize kendini göstermek ve tanıtmak iradesine sahiptir. O, bizim aradığımız değil, bize bizi ve kendisini buldurmak isteyen hakiki öznedir. Bu bakımdan hakikate yolculuğun öznesi insan değil, ma’rûf olan Allah’tır. İnsan ise O’nu tanımak ve bulmak için gerekli bilgi ve yetenekle yaratılmıştır. Bu bakımdan insan, kendi içinde ondan taşıdığı bir parça hakikat bilgisinin tümüne varmak için başlamıştır yolculuğunu.
Her asırda farklı bir talibi olan bu yolculuğun Hicri 6’ncı asırda taşıyıcılarından biri de Gazali’dir.  O İslam düşüncesinin gidişatı üzerinde etkili olmuş en önemli mütefekkirlerden biridir. O, bu ruhi ve düşünce krizini el-Munkîz Mine’d Delâl adlı eserinde temellendirir. Gazali hakikatini ararken, duyular ve akla dayalı bilgilerin düşürdüğü şüphe ile başlattığı krizini delaletten kurtaracak bir yol ile aşmak ister. Krizi onu medreseleri terk edip mağaranın dışında soluk bulmasını sağlayacak kadar derindir.
Bu yolda hakikatin hiçbir şekilde bilinememesinin mümkün olmadığı ilkesi yol arkadaşı olur. Çünkü bu iyimserlik fikri olmasaydı yolculuğun bir anlamı olmazdı. Ancak bunun için kurtarıcı bir ilmin varlığı gereklidir ve bu, onun vuslatı olacaktır.  Fakat bu vuslat, daha önce teşekkül etmiş adı dahi konulmuş Sünnî tasavvuf idi. Bu bakımdan onu bu teşekkülün kurucusu olarak saymak doğru olmayacaktır. O ancak bunun neticesi olarak yolculuğunu tamamlayacaktır. Fakat burada Gazali’nin durduğu yer önemlidir. O bulunduğu konum itibariyle kendinde önce teşekkül etmiş ilmin neticesi ve kendinden sonra geleceklere aralayacağı kapı ile de bu ilmin mübeşşiri olacaktır.
Gazali bu yolculuğunda aslında iki şey yapar. İlk olarak onu arayışa düşüren krizi temellendirir. Fakat bu arayış neticesinde bir krize sahip olmasıyla bir kuşku hikâyesinden çok daha fazlasıdır. O kendinden önce İslam’ın yayılışında ortaya çıkan krize şahit olmakla beraber mirasa da sözcülük eder. Bu bakımdan onun krizini okumak bir bakıma İslam’ın yayılma sürecinde ortaya çıkan büyük tartışmaların meydan okumaların tarihine şahitlik etmektir. İkinci olarak ise bu sorunları temellendirme yoluna gider. Fakat krizi temellendirmesi ile çözmesi arasında hemen herkesin fark edebileceği ciddi bir nispetsizlik vardır.  Bu bakımdan düştüğü şüphe sahici olsa da çözümü, krizi karşılayamayacak kadar yetersizdir.
Gazali bütün insanların hakikatten mahrum olamayacağına göre hakikati insanların kendisine ulaşmak için istifade ettiği yöntemlerden biri olarak ele alıp başlattı hakikat arayışını. Burada bir iyimserlik fikri vardır. O da bütün insanların yanılmış olmaması ihtimali ile anlamlandırır arayışını.  Bu bakımdan hakikatin taliplerini dört grupta ele alarak inceler. Bunlar: Kelam âlimleri, Batîniyye Fırkası, Felsefeciler ve Mutasavvıflardır. Bunlar İslam dünyasında temsilcileri de olan ekollerdir.
Kelam, dini akideyi akli delillerle savunmayı amaçlayan bir bilimdir. Zamanla bilimlerin gelişmesiyle akılcı bir tavır ile özdeşleşmiştir. Onun bu akılcılığı Müslüman olmayanlarla giriştiği tartışmalarda şekillendi. Gazali ise Kelamı yetersizlikle suçlar. Onun bu yetersizliğini zorunlu bilgiden başkasını kabul etmeyenlere fayda sağlamaması ile ilişkilendirir.  Fakat bu görüşü biraz abartılı olabilmektedir. Çünkü Kelamın dini meselelerini temellendirmek için imkânlarının sınırlı olması onun yetersiz olduğu anlamına gelmemektedir.
Felsefeye gelince, onu büyük iddialara sahip olup, ancak iddialarını açıklık ve kesinlikle temellendiremediği için tutarsızlıkla suçlar. Aslında Gazali tüm felsefenin muhalifi değildir. O metafiziği ele alır ve bununla ilgilenen metafizikçileri üç noktada suçlar. Alemin kadimliği fikirlerini, ruhun bedenle dirilişini inkâr etmelerini, Allah’ın cüzileri bildiğini reddetmeleri. Hatta bu bakımdan Gazali, metafiziğin iddialarını kırarak dini düşünceye de bir bakıma alan açar.
Gazali’nin ele aldığı diğer bir grup ise Batînilik’tir.  Bunlar İslam’da siyasal olduğu kadar entelektüel düzlemde de etkili olan bir akımdır. Gazali insanın hakikat arayışına cevap olarak bu akımın içinde ortaya çıkan “imamiyye” fikrini ehli sünnete inancına mukabil olarak ele alır. Ona göre vahyin anlaşılması imamla değil vahiyle, icmayla anlaşılacak bir şey olduğu için bu yolu da gerçekçi bulmaz.
Bu üç alanın başarısız olduğu noktada, insanı dalâletten kurtaracak olan şeyin iman, amel ve ahlak ile mümkün olabileceğini savunur. Bu bakımdan Gazali insanın kurtuluş reçetesini tasavvufi hayatta bulur. Bunun da ancak Peygamber’e ittiba yolu ile ulaşabileceğini savunur. Bu bakımdan onun tasavvuf telakkisi, salt tasavvufa dair bir yüceltmeden ziyade sünnete dönmektir.
Gazali’nin sözcülüğünü yaptığı beş asra dair öne sürdüğü iddialar daha sonra 13’üncü asırda İbnü’l Arabi ve Sadreddin Konevi gibi sûfi düşünürlerin de aşmak isteyecekleri sorun olarak karşılarında duracaktır. Onlar sünnet ile hayat arasındaki dengeyi nasıl kuracağımız hakkında perspektif sunacaktır.  Çünkü Peygamber insanın hakikat arayışının cevabını Miraç’ta müşahede etmiş ve döndüğünde şehir kurmuş kişidir. Bu bakımdan onun ulaştığı hakikat tüm insanlığa cevap niteliği taşır.
Çağımızda Gazali’nin bu krizi nasıl anlaşılır kılınabilir?  Bugün, Gazali’nin dediği gibi “ihtilafları bir tarafa bırakma zamanıdır.”. İhtilafları bir tarafa bırakarak İslam içerisindeki bütün geleneklerin bir noktada birleşmesi gerekir.  Bu nokta, insanlık adına hakikati müşahede edenin yoludur. Hakikat arayışımızı buradan başlatmak, hiç şüphesiz din ile hayat arasındaki irtibatı da belirleyecektir. Bu bakımdan hakikatin gerçek talibi olmak, buna bağlı olarak eşyanın hakikatini bilmek, sünnete ittiba ile mümkün olacaktır. Bu yola ittiba edenler ise gerçek aramanın “bulduktan sonra başladığını” ifade eder. Nitekim, İslam düşüncesine şekil veren büyük eserler, bu aramanın şahidi olarak ortaya çıktı.


Kategoriler:Dil, Felsefe ve Bilim Üzerine

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: